Şeref Defteri
'Sadi Beyazıt'

Gizli Gizli Ağlayanların Mesleğiymiş Acı


Sadi Beyazıt
Devletin ya "derin" ya da "sığ" olduğu zamanlarda bir adam yaşadı.
Onu tanıdığımda sağdan "soldan" gelmiş biriydim.

Yalnızlık kendisine fena halde sevdirilmiş bu adam,
Halepli bir marangozun yazdığı menkîbeye benzer bir menkîbe yazma peşindeydi.

Kurtarıcılardan kurtulup,
İnşa edilmesi gereken bir binanın bir tuğlası olmak için didiniyordu.
Piramitler gibi 'altta kalanın canı çıksın' misali değil.
Ki, medeniyetinin mimârîsi dikey değil yataydı.
Geometriydi pek çok şeyi anlatan bir dil.

Kötülüğün zirve yaptığı, şeytanın bile bir silahı doldurmaktan hayâ ettiği zamanlardı.
Ve Devlet hala ya "derindi" ya da "sığ"

Şefkat medeniyetinin kayıp çocukları yuvaya dönsün istiyordu.
Bir bina inşa edilsin istiyordu.
Yapılacak ne varsa yaptı.
Elinden ne geliyorsa yaptı.
Bir ölmek kalmıştı bu uğurda...

Eğer bugün bir bina olduysa özgürlük adalet ve kardeşlik uğruna.
Eğer böyle bir bina ise zafer?
Penceresinin tuğlası O'dur!
Ödülü teneke kupalarla değil, sevilerek aldı.
Öyle güzel bakardı ki o pencereden,
Öyle güzel düşleri vardı ki...

Kimse Zafer kazandım diye övünmesin!
Bir tuğlası eksik bir bina sıradan bir yapıdır vesselam...

Yeryüzünün bütün binaları bir istikbal etmeyecek!
Bütün sarayları iktidar!

Radyatör hortumuna çorap bağlanmış 70 model bir Alman fordu ile Anadolu yollarında, gönüller kazanayım derken kaç kez kırdılar gönlünü.

Gizli gizli ağlayanların mesleğiymiş acı...

Siz yoktunuz!

Yeryüzünün bütün makamları bir istikbal etmeyecek!
Bütün koltukları iktidar!

Savaştepe virajlarındaki, göz gözü görmeyen ayazlarda,
taklalar atarken ölümün koynuna...
Bir saat sonra bir sahnede, eli kolu sarılı bir haldeyken bile Amerika'nın geleceğine benzetiyordu arabanın halini...

Ebabil kuşu kadar küçük, ebabil kuşu kadar cesur,
şefkatle pişirilmiş küçük taşlar atarken hasımlarına...

Siz yoktunuz!

Yeryüzünün bütün fikirleri bir istikbal etmeyecek!
Bütün saltanatları iktidar!

Siz yoktunuz!

Bir...
Yükünü omuzlayan Ailesi.
İyi niyetli Şahitleri.
Bir de Allah'ı vardı.

Siz hâla yoksunuz...

...

O sadece bir fikrin peşinde yürüdü.
Ki o fikir, eskidiği hiç görülmemiş bir fikirdi...

Bende yok ama On da da olmasın! – cıların ( Hased )
Bende var ama On da olmasın! – cıların ( Buhl – Bahil )
Onun ki benim olsun! – cuların ( Şihr )
Onda var, bende de olsun! - cuların zulmünden kurtulup... ( Kıskanç )

...

Bende var On da da olsun! - diyenlerin ( Şehavet )
Benimki O nun olsun! - diyenlerin ( Isar )
Bende yok ama On da olsun! - diyenlerin ( Cuuhd )
On da yoksa bende de olmasın ( Fakr )

diyenlerin yönetmesini istiyordu bu ülkeyi, bu dünyayı...

Ve telaşlarınızın peşinde koştururken siz,
"Özger" gibi düşüverdi önünüze bir gece.
Siz kerevetine çıkın diye...

Hasan Babam...
Çıkınımda sana verecek sevgimden ve kırık dökük sözlerimden başka bir şeyim yok!

Hasan Nail Canat'a...

Bir gün ben de,
Bir Hasan gibi düşeceğim önünüze!
Geç kalmış bir şefkatin,
İstemem utancı kalsın üstünüzde.

Gözlerimde, "ben size dememiş miydim"
gibi bir şey de göremeyeceksiniz!

Niye kaçtınız benden!
Veya
"iyi ki kaçtınız benden!" gibi bakabilirim.

Yalnızlık bana da sevdirilmiş ama neden?

Bilemeyeceğim uzunca bir zaman,
Ya da kısa.
Ne farkeder!
Zamanın hükümsüz olduğu bir günde bunlardan bahsetmek...
Beyhude geliyor bazen,
Sessizliği bozmanın çocukca mücadelesi.

Bütün bunlar...
Bu fiyakalı sözler.
Adına sanat deyip, şiir deyip kutsadığımız imgeler...
Varlığımızı ispat için,
İnsana niyetlenip,
Tanrıya yaptığımız cilveler.

Telaşlı bir dünya akşamında,
Heveslerinizin peşinde koştururken siz.
Nail gibi düşeceğim önünüze!
Bir günlük yas tutmak boynunuzun borcu olsun.
Sonra çıkılsın kerevetine.

5 Ekim 2010

Bu yazı defa okunmuştur.