Şeref Defteri
'Recep Garip'

Hasan Nail Canat vefa bekliyor


Recep Garip
Bir edebiyatçının, bir tiyatrocunun unutulmaması gerekiyor. Türkiye'de yaşayan, yediden yetmişe bütün insanımıza aşkın anlayış ve kavrayışlarla sahnede hayatın bizâtihi oyununu oynayarak gerçek hayattan farkı olmadığını bize hatırlatmıştır Hasan Ağabey.

Hasan Nail Canat önce romanlarıyla ilköğretim öğrencilerine kendisini okutmuş, ardından oyunculuğu ve tiyatroculuğu ile bütün insanlara yaşamanın anlamını hatırlatarak SAKARYA TÜRKÜSÜ ile finaller yapmıştır. Onu hep koşarken gördüm. Dostluğunu, kardeşliğini, müminliğini ve inanmışlığını gençlerle beraberliğinde ve oyunlarında izledim. Herhangi bir konserde, bir sergide, bir açılışta, bir kitap fuarında Hasan Nail Canat orada olurdu. Sürekli mütebessim çehresiyle bir coğrafya hüznünü taşırdı. Sohbetlerinde muhabbetin edeple inşirahı yer alır, her an yeni şeyler üretmek için gayret ederdi. Sahnede onlarca gence bildiklerini öğretmek için çırpınan Canat, sanki yeni oyuncularla, yeni vizyonlar kazandırarak hayata karşı duyarlılık aşılamanın peşindeydi. Düşünen gençlere yatırım yapılmasını tavsiye ederdi. Kendisi de onu yapardı. Bir çay bahçesinde oturduğunu görseniz birkaç delikanlının, genç kızın kendisiyle muhabbet ettiğine tanık olurdunuz. Sürekli eylem halinde olan bir tiyatro ustasından, bir romancıdan, bir şairden ve bir sinemacıdan söz ediyoruz. Çeşitli filmlerde oynamış olan Canat, zaman zaman Ulvi Alacakaptan ile de aynı sahneyi paylaşmıştır. Hüseyin Goncagül ile beraberliğini de unutmamakta fayda vardır.

1991 yılındaki 'Çizme' filminde 'Sessiz Radyocu' rolüyle Altın Portakal'da 'En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu' ödülü 'Bu sanatçı bizden değil' diyerek verilmediğini kendisinin dilinden dinlemiştim. Kendisini o ödülü almamakta ahirete iyi bir azık hazırladığını anlatır ve şöyle söylerdi; "Eğer o ödülü bizden diye bana verselerdi yarın mahşerde Allah'ın huzurunda cevap veremezdim. Ben sanatımı sadece Allah yolunda kullananlardanım." İşte bu duyguyu ömrünce sürdüren bir yazarın, bir duruş ve söylem adamının, bir şairin arşivi Türk toplumunun yüreğindedir. Aşağıdaki kitapları öğretmenlik dönemimde severek okumakla kalmayıp öğrencilerime de okuttum. Yetişmekte olan evlatlarımızın kitapla olan temasında onların zelve bu ülkenin geleceğine dair yatırımlarımız adına okumalarında ısrarla fayda görmekteyim. Romanları; Bir Küçük Osmancık Vardı, Nur Dağındaki Çocuk, Yaralı Serçe, Günahkar Baba, Kırımlı Murat Destanı, Yasemen, Bir Avuç Ateş ve Gül Yarası. Piyesleri; Moskof Sehpası ve Cimcime Tavşan. Şiir Kitabı; Yalnızlar Rıhtımı.

Belki bundan sonra söylenmesi gereken; daha çok kendisinden uzun yıllar eğitim almış, dizlerinin dibinde bulunmuş, tiyatro oyunculuğuyla iş imkânları ya da farklı işlerde yerleşme imkanı bulmuş öğrencilerinin bir VEFA duygusuyla harekete geçmeleridir. İstanbul'daki belediye başkanlarımızdan herhangi birinin, ki buna en uygun düşen belediye Üsküdar, sonra Ümraniye belediyeleridir. Yakışır bir kültür merkezine ismini vermeleridir. Büyükşehir Belediye Başkanımız ise Hasan Nail Canat Tiyatro Sahnesi'ni hayata geçirmelidir. Bunu bir kültür ve sanat adamı olarak beklemekte olduğumuzu ifade etmeliyim.

21 Ekim 2004 tarihinde tiyatrocu, romancı, şair, sinema oyuncusu ve bir Müslüman sanatçıyı kaybettik. Aramızdan ayrılarak ebedî âleme göç etti. Kendisini rahmetle anıyorum.

24 Ekim 2010

Bu yazı defa okunmuştur.