![]() |
Şeref Defteri 'Nusret Bayraktar' |
|
Hasan Nail Canat, haksızlığa ve küfre baş kaldırabilen "asrın dervişi" idi ![]() Nusret Bayraktar Hasan Nail Canat Ustamıza vefa borcumuzu, hakkında birkaç şey söylemekle eda etmiş olamayacağımızı bilerek söze başlamak istiyorum... Cumhuriyetle birlikte şiddetli "batılılaşma" arzusu ile tevarüs eden yüksek dozajda "Frenk mukallitliği" de hayatımızın her noktasına girmişti. Ardından tek parti döneminden beri tek tipçi ideolojik dayatmalarla, yeni neslin üzerinde müthiş bir baskı kurmuş, kendini geliştirmeye matuf tüm yollar kapatılmış, nefes alacak mecal bırakmamıştı. Ruhumuz ve özümüzle asla imtizaç etmeyen bu "batılılaşma iştahı" aşırı köpürtülerek, her konuda ciddi bir ahlaki erozyon yaşar olduk. Toplum, her geçen gün daha çok dinden, Hakk'tan, adaletten ve vicdani duygulardan uzaklaşır oldu. Ülke genelinde müthiş travmalar ve çok büyük tahribatlar oluştu. Ve mukadder ciddi savrulmalar ve maziden kopuşlar devasa boyutlara ulaşmıştı. En kapsamlı hasar muhafazakâr ve inançlı kesimde temayüz etmişti. Tamtam çığlıkları eşliğinde zafer naraları atan mütegallibelerin gururu tavan yapıyordu. Kendi ruh kökünden uzaklaşarak yolunu, fikir ve inancını kaybeden yeni neslin elinden tutup ayağa kaldıracak, bu büyük manevi tahribata dur diyecek, yeni bir soluğa, yeni bir duruşa ihtiyaç vardı. Özellikle ideolojik bir grubun tekelinde olduğu söylenegelen, mukaddeslerimizin en çok aşağılandığı, muhafazakâr kesimin en zayıf olduğu cenahta, bir "rehber" aranıyordu. İşte aranan bu "rehber" etkisi yüksek bir avuç elitin anladığı (!) dilden söylemlerle haklarından gelmeye muktedir Hasan Nail Canat'tan başkası değildi. İşte 60'lı yılların başlarından itibaren Hasan Nail Canat usta, özellikle Necip Fazıl'ın açtığı çığırda, muhafazakâr ve inançlı kesim başta olmak üzere milletimizin ortak değerlerini işleyen, ahlaki ve sosyal içerikli edebi eserler kaleme aldı ve dramalar sahneledi. O, kâh İstanbul'da, kâh Maraş'ta, kâh Edirne'de, kâh Kayseri'de, postal sesiyle uyandığında ensesinde dipçik, burnunun ucunda süngü dayatılmışken bile "elif" "lam" demekten geri durmayan Mehmet'leri, Osman'ları, Abdullah'ları dramatize etmek için, dur durak demeden, yurdun dört bir köşesinde sahne alıyordu. Kâh Bolşevik mezalimine feryad-ü figan eylerken, kâh Afganistan'da, Eritre'de, Kırım'da, Bosna'da, dünyanın her neresinde inançları ve kimlikleri nedeniyle zulme maruz kalmış mü'min varsa onların derdiyle dertlenmekten geri durmamıştır. Müslüman soydaşların mütegallibelere karşı verdikleri mücadeleyi dikkatlerimize sunarken, behemehâl hak, adalet ve İla-yı Kelimetullah'tan yana tavır almış, "Edep ya Hu" diye haykırabilmiş nadir mefahirlerimizden biriydi. Hasan Nail Canat, hem yazdı, hem de sahneye koydu. Hem yönetti, hem de oynadı. Yani hem yaşadı, hem de yaşattı. Sahnelediği oyunlar dışında, farklı senaryolarda ve dizilerde de rol aldı. O'nun deruhte ettiği tüm roller dikkatle incelendiği zaman, rollerin kendisi ile müthiş bir imtizaç içinde olduğu görülecek ve senaryoların sanki kendisi için yazıldığı kanaatine varılacaktır. Zira O, rol yapmıyor, bizâtihi yaşıyordu. O, göründüğü gibi yaşayan, yaşadığı gibi görünen, kendi doğallığı ve masumiyeti ile zulme, haksızlığa ve küfre baş kaldırabilen "asrın dervişi" idi adeta. Hiçbir zaman şan, şöhret ve mansıp peşinde koşmamış, para uğruna zaafa düşmemiştir. Bilakis bunların ne kadar süfli hevesler olduğunu bizâtihi eserlerinde işlemiştir. Asıl güç ve kudretin moral değerlerden oluştuğunu kendine has üslubuyla anlatmış, her nevi güç ve kudrete karşı olanca yalın haliyle dik durmasını bilmiştir. Her şeye rağmen, ne elitlere karşı acze düşüp mahcubiyet duymuş; ne de avamın derdine derman olmaktan içtinap ettiği görülmüştür. Yetiştirdiği sayısız öğrencilerle birlikte, yerel yönetimlerce kurulan "Semt Konakları" ile halkın ayağına (varoşlara) kadar gitmiş, sınıf farkı gözetmeksizin, geniş kitlelerin beyinlerine, gönüllerine hitap etmiş, insana yatırım projelerine önemli katkılar sağlamıştır. Bu kitleler nezdinde, bilhassa mukaddes değerlerimize yönelik saldırıları etkisizleştiren ve onları ayaklar altından kurtarıp, yeniden izzet kazanmalarına yönelik büyük gayretleri olmuştur. Özellikle muhafazakâr kesimde kimsenin cesaret edemediği sanat yolculuğunda, inandıklarını öyle derununda yaşamış, meramını öylesine içten ve samimiyetle anlatmıştı ki, taş yürekli kaskatı inanç ve vicdan yoksunlarından bile helallik alarak, Dar-ı Beka'ya intikal etmiştir. Ardında, pek çok okul ve her biri O'na medyun ve müteşekkir sayısız talebeler, Hasan Nail Canat'lar bırakmış... Ama, kendi adıma itirafımdır; gereği gibi kadir kıymetini bilemedik. Emeklerine karşılık borçlu olduğumuz bir gerçek. Üzerimizde hakları var. Haklarını helal etmesi umuduyla sonsuz rahmetler diliyorum. 23 Temmuz 2010 |

