Şeref Defteri
'Mustafa Çiftçi'

MAHALLEMİZİN EN GÜZEL AĞABEYİ


Mustafa Çiftçi
Çocuktum. Canım çok sıkılıyordu. Sebebini bilen yoktu. Başta, ben bilmiyordum. Ama akşama doğru Allah canımı alıyordu sanki. Akşam olmaya yakın sıkıntılarım artıyordu. Akşam olmasın istiyordum. Gündüz bir nebze nefes alabiliyordum. Nefes alabildiğim zamanlar, arkadaşlarımla geçirdiğim vakitler ve okuduğum anlardı. Arkadaş arkadaşın zehrini alır. Ve iyi bir kitap, şifa gibidir. Hani şimdi "bibliyoterapi" diyorlar ya, yani okuyarak tedavi olmak. Beni de tedavi eden kitaplar arasında merhum Hasan Nail Canat'ın romanları vardı. Roman okumanın ciddi bir iş olduğunu ben o yıllarda gördüm. Henüz orta okul sonu, lise başındaydık. Sınıfımız kırk kişiden fazla mevcuduyla tam bir haylazlar ordusuydu. Herkesin aklı bir karış havadaydı. Bu yaramaz sınıf, derslerle hiç alâkadar olmasa da toplu halde roman okuyordu. Roman okuyan bunca haylaz, ciddi bir iş yapıyor gibi tuğla hacminde kitapları deviriyorlardı. İşte ben bu sınıf ortamında gördüm ki, romanın insanı sakinleştiren, başka diyarlara götüren bir etkisi var. İşte bu etki sebebiyle roman okumak bana iyi geliyordu.

Dedim ya, biz toplu halde roman okuyorduk. Bana Hasan Nail Canat merhumun kitabını da bir arkadaş tavsiye etti. Daha doğrusu sırayla okuduğumuz romanlarda sıra ona gelmişti. Bizim sınıfta roman okumanın bir raconu vardı. Teneffüste o kadar hay huy içinde okursunuz. Kaçak uykular gibi lezzetlidir teneffüste roman okumak. Ama roman, eğer sizi çepeçevre sarıyorsa, o zaman derste de gizli gizli okursunuz. Ben Hasan Nail Canat'ın romanını derste de okuyordum. Her hatıranın bir fotoğrafı vardır ve hatıralar o fotoğrafa sarılarak yaşarlar. Benim kafamdaki fotoğrafta, hoca derse yeni girmiş, herkes ayağa kalkmış, benim dizimde Hasan Nail Canat'ın romanı var. Hoca yoklama alıncaya kadar, sınıf susup da derse başlayıncaya kadar okuyorum. Keşke aklımda kitabın kapağı da kalsaymış. Kitabın kapağını hatırlamıyorum. Ama yaşı bana yakın bir gencin yaşadıklarına yoldaşlık ediyorum. İnsan kendi yaşıtının böylesi maceralar yaşamasından çok etkileniyor. Herhalde, "...arkadaş arkadaşa hoca olur" sözü gereği, kendi yaşıtından duyduğun şeyler çok kalıcı oluyor. Rahmetli bu sırra vakıf olmuş ki, bizim yaşıtlarımızın yaşadıklarını hikaye ederek söylüyordu, söylemek istediklerini. O zamanlar kıyas edemiyordum. Ama Kemalettin Tuğcu romanlarında bir hissiyat vardır. Sanki roman okur gibi değil de dert sahibi biriyle hemhal olur gibi, derdini dinler gibi olursunuz. Hasan Nail Canat okurken de aynı hissiyatı yaşıyorsunuz.

Peki bu romanlar çocuklara mı yazılmış, yoksa hisli bir yürek sahibi olan herkes okuyabilir mi? Bence çocuk edebiyatına, "Edebiyatın peşrevidir" diyenler biraz yanılıyorlar. Hasan Nail Canat, romanlarında büyük hikayelere hazırlık yapan biri değil, bilerek isteyerek, çocukları ve hisli yürekleri muhatap alan bir yazarın bilinci vardır.

Bir başka güzellik de şuydu. Benim çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. O da çok roman okurdu. Yurtta kalan bir öğrenciydi. Ailesi köydeydi ve ben Hasan Nail Canat romanındaki bir karakteri, onunla bir seviyordum. Roman bitiyor ama benim kafamda yazılmaya devam ediyordu. O arkadaşım romanda kahraman oluyor. Hikaye akıp gidiyordu. Bir yazar için ne büyük bir başarıdır. Romanı bittiğinde, okurun zihninde ve kalbinde romanın devam etmesi... Merhum Hasan Nail Canat bunu başarmıştı. Bende ve benim gibi roman okuyan arkadaşlarımda...

Romanını okuduğunuz kişiyi canlı kanlı görebilmek büyük bir lütuftur. Hele benim gibi taşrada büyüyen biri için bir yazarla tanışmak heyecanlı bir iştir ki, anlatılmaz, yaşanır. Şehrimize tiyatro gelmişti. Zaten nadir olan bir organizasyon olarak kıymetliydi. "Bir de Hasan Nail Canat varmış" deyince ben bir hoş oldum. Hemen anneme söyledim. "Anne ben kitabını okumuştum. Şimdi buraya geliyormuş" dedim. Anneler yavrularıyla aynı heyecanı yaşarlarsa, ne kadar güzel bir tablo olur düşünün. Rahmetli annem de benimle aynı hissiyatı yaşamak konusunda pek mahirdi. Hasan Nail Canat'ın şehrimize gelmesine beraberce sevinmiştik. Tiyatroya gittim, heyecanla bekledim. Daha evvel fotoğrafını bile görmemiştim. Sonunda sahneye çıktı, ne edeceğimi bilemedim. Ama güzel bir tevafuk oldu. Hasan Nail Canat benim çok sevdiğim ve bize Kur'an dersi vermiş hocamıza çok benziyordu. Sakalı, tavrı, tarzı aynen Saffet Hoca gibiydi. Ben arkadaşlarıma ve anneme söyledim. İnsan iki sevdiğini birbirine benzer görünce mutlu oluyor. Ben de yıllarca Saffet Hoca'yı her gördüğümde merhum Hasan Nal Canat'ı andım.

Hasan Nail Canat'ın aziz hatırasını yaşatmak için, (evvelden romanlarıyla, zihnimde ve kalbimde yaşattığım) mahallemizin en güzel ağabeyi olan merhumun, bu anılarda yaşaması için bu yazıyı kaleme alıyorum. Ve çocuklarımıza, gelecek nesle "güzel abi, bayrak şahsiyet" olarak rahmetliyi anlatalım diyorum.

Cennet durağı olsun, Rabbim cennet ve cemal versin kendisine...

14 Ocak 2021

Bu yazı defa okunmuştur.