![]() |
Şeref Defteri 'Muhsin İlyas Subaşı' |
|
Milli Tiyatro ve Hasan Nail Canat ![]() Muhsin İlyas Subaşı Türkiye’de devletin yeniden yapılandırılması çalışmaları sırasında tiyatroya önemli bir görev yüklenmiş ve halkın çağdaşlaşması için bu alan kullanılmak istenmiştir. Bunun için de halkı milli manevi değerlere bağlı bir ülkede, bu halkın uğruna istiklal mücadelesi verdiği değerleri tiyatro ile ayaklar altına alınmış, adeta ezilmiş yok edilmek istenmiştir. Düşünebiliyor musunuz? Sırf İslam Peygamberi’ni aşağılamak için “İlahi Komedya”yı yazan Dante bu eseriyle ve bizim hem de Devlet Tiyatrolarımızın başyazarı durumuna gelmiş ve bu eser yıllarca ülkemizde sahnelenmiştir. Bu manevi çöküşe karşı ilk başkaldırı 1950’lerden sonra başladı. Üstad Necip Fazıl’ın tiyatro eserleri bu tepkinin ilk onurlu belgesidir. Buna rağmen, Necip Fazıl’ı Batıcı ve devletçi anlayış, tiyatro kapısından içeri sokmamaya yıllarca direndi. İşte, böyle bir kaos ortamında Hasan Nail Canat bir kahramanlık örneği göstererek tiyatroya yöneldi. Canat, benim çağdaşım ve çok yakın dostumdu. Aynı okulda okumuştuk. O tiyatroya, ben şiir ve yazıya yönelmiştim. Kendisine çok zor bir işe soyunduğunu söylediğimde; “Bu ülkenin sahibi Anadolu insanıdır. Adamlar devletin ve dış güçlerin imkânlarıyla bizi köleleştirmek istiyorlar. Dedem savaş alanlarında öldüyse, ben de sahnede ölmeliyim. Bu da bir var oluş mücadelesidir, ölüm kalım savaşıdır. Onların cephede verdikleri mücadeleyi biz de sahnede vermeliyiz. Milli tiyatro olmadan, tiyatro kültürü insanımıza yansıyamaz. Dünyanın hiçbir sahnesinde, bizdeki gibi kendi insanına milli değerlerini aşağılayan bir tiyatro tavrı yoktur, bunu kırmalıyız” dedi. O yıllarda bizim en büyük mücadele alanımız Komünizm’e karşıydı. Bir kısım mihraklar resmi ideolojinin müsamaha ve siyasi kadrolarca da desteğini de arkasına alarak ülkeyi, 70 yıl bile dayanamayarak çöken o ütopik ideolojinin ilk deneme ülkesi olan Rusya tipi bir yönetime çekmek istiyordu. Bunun içindir ki, tiyatroyu ‘iki kalas bir heves’ heveskârlığından çıkararak kurduğu “Hilal Tiyatrosu” ile buna karşı ciddi bir savaş açmıştı Hasan Nail Canat. Milli tiyatronun iki ayağı vardı. Birisi İstanbul, ötekisi Anadolu. Hasan Nail, Anadolu ayağını oluşturuyordu. Yazıp oynadığı “Moskof Sehpası”yla Anadolu’yu karış karış dolaştı. Sonra bu işin burada yürümeyeceğini gördü ve İstanbul’a gitti. Bir Anadolu dervişi’nin bu kurtlar sofrasında yer bulması mümkün mü? Bura rağmen, yılmadı, tiyatrodan bir şey almadan ona hayatını verdi. Kırk yılı aşan mücadelesinin sonunda bana göre daha çok hizmet edeceği bir çağda aramızdan ayrıldı. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. 30 Mart 2010 |

