![]() |
Şeref Defteri 'Mehmet Doğramacı' |
|
Bir Münzevi Gönül İnsanı ![]() Mehmet Doğramacı Onu tanıdığım yıllarda Konya'da İlahiyat Fakültesi Öğrencisi idim... 1980'li yılların sonlarıydı. Öğrenci faaliyetlerinde bulunduğum Millî Gençlik Vakfı Konya Şubesi olarak bir tiyatro gösterisi için kendisini ve ekibini Konya'ya davet etmiştik. Az konuşan, kendi halinde, dost sohbetlerinde çay içerken dâhi sanki orada değil de, derin ve uzak dünyalarda yaşar gibi seyreden bir münzevi gönül insanı idi Hasan Nail Ağabey. BULGARİSTAN'A SEFER VARRR!... Seyrettiğim oyun, o yıllarda yeniden hortlayan ve acımasız uygulamalarla gündeme oturan başörtüsü sorununun genç kardeşlerimize ve inanan insanımıza acı verdiği bir döneme rast gelmişti. Sahnede bir genç adam Bulgarların soydaşlarımıza uyguladığı isim değiştirme zulmü ile Türkiye'deki başörtüsü zulmünü bir gazeteden aynı anda okuyordu. Bir ondan bir bundan okumaya devam ederken Hasan Nail Abi; yaşlı, gözlüklü, bastonlu bir dede olarak kulakları ağır işittiği için arada bir soruyor, celalle mırıldanıyor, bazen bastonunu yere vuruyordu. Bulgar zulmünden sonra sıra başörtüsü zulmü haberlerinin acı sahnelerine gelince yaşlı dede birden ayağa fırlıyor; bastonunu kaldırıp; "YETTİ BU BULGARLARIN ZULMÜ... YETTİ BU GÂVUR TOHUMLARININ ZULMÜ... KALKIN, NE DURUYORSUNUZ BULGARİSTAN'A SEFER VARRR!.." diye haykırıyordu!.. Bu imâlı ve iğneli gönderme karşısında salon ayağa kalkıyor, gözyaşları ve galeyân duyguları ile emektâr bu sanat adamını büyük bir coşku ile alkışlıyorduk... BİZ EN ÇOK, BİZİM İNSANIMIZDAN ÇEKTİK!.. İstanbul'a öğretmen olarak tayin olduğumda Hasan Nail Ağabey ile aynı mahallede, hatta aynı sitede komşu olduğumuzu sonradan öğrenecektim. Bir akşam dost meclisinde Anadolu'nun tozlu yollarında senelerce süren tiyatro turnelerini sordum. "O defteri açıp ciğerimi dağlama" dercesine gözlerime baktıktan sonra yine anlamlı bir cümle ile söze girdi; "BİZ EN ÇOK, BİZİM İNSANIMIZDAN ÇEKTİK!.. BİZE EN ÇOK ZULMÜ, BAŞKALARI DEĞİL GENE BİZ YAPTIK..." Davet edildiği kimi şehirlerden, bozuk ve düzensiz organizeler nedeniyle oyununu oynayamadan beş parasız dönüşünden tutun da, "N'apalım salon dolmadı, size vâat ettiğimiz ücretinizin de ancak üçte birini verebileceğiz" diyen vakıf ve dernek yöneticilerine kadar bir dizi çileli durumları uzun uzun anlattı. Hele bir defasında hafta sonu tam 4 oyun sahnelemek üzere anlaştığı bir şehre gidişini anlattı ki hiç unutamam. Anadolu bozkırının orta yerlerinde bir şehirden davet alır Hasan Ağabey. Hazırlanır ve bir minibüsle tüm ekip yola çıkarlar. Uzun bir yolculuktan sonra vardıkları şehirde ilgili sivil toplum kuruluşu başkanının yorgan-döşek hasta olduğunu öğrenirler. Evine giderler. İlgili kişi ağır bir gripten yatmaktadır. Özür beyan ederek; "Ben yatınca arkadaşlar da organize edemedi. Size de haber veremedik vakitlice. Kusura bakmayın, oyun oynatamayacağız!.." der. Hasan Ağabey büyük bir şaşkınlık içinde; "İyi ama güzel dostum, bak biz tâ İstanbul'dan yola çıktık, ekip işi gücü bıraktı buraya koştu. Ne olacak şimdi?.." İlgili kişi aynı tarz cümlelerle özür beyan eder. Sonunda "Haydi emeği geçtik, bâri şu aracın yakıtını karşılayın da zarar etmeyelim" dediğinde de "Vallâhi dernek işleri kıt kanâat dönüyor, ona da gücümüz yetmez" cevabını alır... Ve oradan hiçbir ödeme almaksızın, iptal edilmiş organize şoku ile dönerler... Bu ve benzeri o kadar çok örnek anlattı ki; "BİZ EN ÇOK, BİZİM İNSANIMIZDAN ÇEKTİK!.." cümlesinin hangi yanık bağırdan çıktığını işte o zaman daha iyi anladık... HEYYT ÇEKİL ORADAN, HADİ KARDEŞİM HADİ, ALLAH VERSİN! Yer İstanbul Küçükköy... Küçükköy'ün pazarının kurulduğu Cumartesi günü bir öğle vakti... Parmaklarını sakalının içine sokmuş derin derin düşünen ve boş gözlerle çevreye bakan bir adam, bir dükkanın önünde uzun uzun Mercedes otoya bakınıyor... Adeta aracın sağını solunu inceliyor. İçeride oturan galerici durumdan rahatsız olduğu için sesleniyor; "Heeeyyyt... Çekil oradan... Hadi kardeşim hadiiii... Git işine, Allah versin!.." Hasan Ağabey yine derin derin seslenene bakarken, yan dükkandan biri fırlayıp galericiye yaklaşarak; "Ne yaptın oğlum sen. Dilenci değil o... Emektar Hasan Abi'miz... Hasan Nail Canat bu... Git gönlünü al hemen..." diyor... Galerici ve komşusu Hasan Abi'nin eline sarılıyorlar ve "çay içmeden bırakmayız" diyorlar... Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in zor beğenen büyük bir sanat adamı olduğu hepimizin malumudur. O zor beğenen Üstad iki kişiyi övmüştür: "BENİM SAKARYAMI İKİ KİŞİ ÇOK GÜZEL OKUR. GENÇLERDEN RECEP TAYYİP ERDOĞAN; ORTA YAŞLILARDAN HASAN NAİL CANAT..." Fetih ve Gençlik Günleri'nde, bazı konferans ve mitinglerde Hasan Abi'den Sakarya'yı dinlemek, her defasında onun sesinin tınısında, jest ve mimiklerinde o engin coşkuyu seyretmek bizleri çok ayrı bir mânâ iklimlerine götürürdü... Ben o güzel insanı ancak bu kadar tanıyabildim... Ruhu şâd olsun... 26 Nisan 2011 |

