Şeref Defteri
'Hüseyin Tanrıverdi'

Doğru yaşamış bir sanat adamı
HASAN NAİL CANAT üzerine...


Hüseyin Tanrıverdi
"Hayatını sanat, sanatı da hayat" haline getiren odak şahsiyetler vardır... Onların hayatı, kendileri için meşakkat dolu bir hayattır ama o nisbette de "yaşanması gereken kalitede" bir hayattır.

İşte merhum Hasan Nail CANAT bu anlamda, hayatını sanat gibi, sanatını da hayatı gibi yaşamış bir sanat ve kültür adamıdır. Daha ilk gençlik yıllarında başlayan sanat aşkı, basit merak, özenti değil, daha sonra "büyük mesaj"a dönüşecek önemli bir başlangıçtı.

Türk Kültür Hayatında ismi çok bilinmese ve anılmasa da Tiyatroda, Sinemada, Çocuk Romancılığında önemli izleri olan çok yönlü bir kültür-sanat adamıydı. Sanatını rant için, birilerinin keyfi için kullanmadı, pazarlamadı. Sadece inandığı "dava" için sanat yaptı.

Tiyatronun çok da bilinmediği bir zamanda mesajını tiyatro diliyle verdi. Sahnede iken muhataplarını ağlattı, güldürdü, düşündürdü. Ama çizgisini bozmadı. Müslüman aydınların tereddütlü olduğu bu dönemlerde o tereddüt etmedi, istikametini, duruşunu bozmadı.

Müslüman sanatçıların klasik kaderi onun da nasibiydi. Toprağına ve insanına yabancılaşmış, kendi tarih, kültür ve medeniyetinden tiksinen, ona düşman kesimin ısrarla "yok saydığı" kişiliklerden birisi de Hasan Nail CANAT'tı.

1960'lı ve 1970'li yıllarda tek başına, her türlü zorluk, meşakkat, imkânsızlıklara rağmen Anadolu'yu karış karış dolaşan CANAT, "tiyatro dili"yle gençliğe mesaj verme uğrunda her şeyi göğüslüyordu. Hem yazdı, hem yönetti, hem de bizzat oynadı. İnsanımıza, gençliğimize doğrudan mesaj verdi, doğru mesajlar verdi.

Yazdığı çocuk ve gençlik romanlarıyla gençlerimizin fikir gıdalarını çeşitlendirdi.

Bıkmadı, yılmadı, koştu, koşturdu, coşturdu.

Yerli olmasaydı ödüle boğulurdu. Ama o önemsemedi. O ödülünü Anadolu insanının teveccühüyle alıyordu.

Ölümüyle sona eren bir "medeniyet koşusu"nun yılmaz savaşçılarındandı.

Hasan Nail CANAT koştu, fakat yorulmadı. Yorulmadı, çünkü inandıklarını hayata ve hayatına taşıdı. Bu onu diri tuttu. Onu seyredenleri, okuyanları da diriltti.

O da Şair Bâki'nin "kadrini seng-i musallada bilirler" dediği insanlar arasında gitti.

Namsız-nişansızdı. Konfordan hazzetmezdi. Ama iddialı örnek bir sanat adamıydı. İddiası yüklendiği sorumluluktan geliyordu.

O dünya sahnesinde rolünü iyi ve doğru oynayanlardandı.

Allah'ın rahmeti üzerine olsun.

1 Aralık 2010

Bu yazı defa okunmuştur.