Şeref Defteri
'Hilali Hasanov Mahmutoğlu'

Hasan Nail Canat, beyaz sakalı, nurlu gözleri, tebessümlü dudakları ile bize bakıyor...


Hilali Hasanov Mahmutoğlu
( 1943 - 2019 )
Ömür yolu, diken dolu,
Dikenden gül bitirmişiz...
İnsanları kazanmışız,
İnsanları yitirmişiz...

Zaman zaman duraklarda,
Çok sıcakta, yağan karda,
Beklenmeyen sabahlarda,
Sevgiden pay getirmişiz!

Hayat - Tren...
Ömür - Vagon...
Nerede o son istasyon?

Son derece hızlı yaşadığımız bu dünyada bir son istasyon bekliyor bizleri... Hayat trenimiz yıllar dediğimiz her istasyonda durdukça hatıraya dönmüş istasyonlara ve ümide yolculuk olacak istasyonlara bakarız... İstasyonlarda karşılaştığımız her yolcu-insan gözlerimizin önünden geçer. Son hızla giden trenin penceresinden görebildiğimiz değişen manzaralar gibi... Kimi silik-solgun, kimi berrak ve güzel... Hayat trenindeki her insan bir anahtar oluyor sanki hızlı yaşadığımız bu ömür yolculuğunda... Bu, insan anahtar ya ebedi mutluluğun kapısını açar yüzüne, seni ahlaka, ilme, kültüre, yaşama götürür veya cahillik, kibir, kin, haset, ilimsizlik materyalinden hazırlanmış insan anahtar seni gaddarlığa, bilgisizliğe, ahlaksızlığa, küfüre ve sonunda feci ölüme götürür!

Hayatımı ışıklandıran aydın insanlar arasında tanımak şerefine nail olduğum imanlı kul, sevecen aile dedesi, büyük sanatkar, gönül dostum Hasan Nail Canat Beyefendi idi... İlk tanışıklığımız benim Azerbaycan'dan İstanbul'a davet edildiğim ilk yıllara denk geliyor. Bir çiğköfte meclisinde tanışmıştık. Feza Kültür Merkezi'nde sağ tarafıma beyaz sakallı, nur yüzlü ve dudaklarında tebessüm yaşayan bir Beyefendi oturmuştu. Elini bana doğru uzatarak; "Bendeniz Hasan Nail Canat" dedi. Ben de; "Hasan, dedemin ismidir. Tüm Hasan isimliler bana dedem oluyorlar" dedim.

O geceyi unutamam. Bir Hasan Dede ile tanışmış olduğum için, bir de hayatımda yediğim ilk çiğköfte için! Sofralar açılmış, misafirler lahana gibi bir yeşilliğe "çiğköfte" denilen yemekten bol bol koyuyor ve afiyetli bir iştahla yiyorlar. Hasan Dede aynı tebessümlü dudaklarıyla; "Yesene be torun!" dedi. "Başüstüne Hasan Dede" dedim ve Hasan Dede'nin saygıyla bana takdim ettiği yeşil dürümü iştahla ısırdım. Isırdım da, lakin ne olduğunu idrak edemedim. Nefesim kesildi, boğulmaya başladım. Bu kadar acılı yemek olur mu yahu? Ne yutabiliyorum lokmayı, ne de tükürebiliyorum. Hasan Dede olayın farkına vardı; "Ayran iç, geçer" dedi. Ayran içtim, biraz rahatladım. Ve bundan sonra hayatım boyunca çiğköfte yemedim!...

Damak acısı ile başlasa da bu tatlı dostluk, sonra saygı ve sevgilerle yıllar boyu devam etti. Hasan Hoca'nın kendilerinin yazıp yönettiği oyunlarının güncelliğinden haberdar idim. Farklı bir tiyatro üslubu olduğunu, yazar ve yönetmenliğini de biliyordum artık. Sarıyer Belediye Tiyatrosu'na Genel Sanat Yönetmeni olarak atanmıştı Hasan Hoca. Beni de yanına yönetmen olarak davet etti. Beraber çalıştığımız yıllarda sanata sevdasını, öğretme, eğitme arzu ve azmini ve saygınlığını da gördüm Hasan Dede'nin. Mütevazi yaşamımı ve kirada oturduğumu biliyordu. Bir gün benim çok düşünceli olduğumu görüp yaklaştı; "Hilali Hoca ( Okulda bana 'Hoca' diye hitap ederdi ), problemlerini biliyorum. Biliyor musunuz, biz İstanbul'a yerleştikten sonra 'gecekondu' türü bir ev kurdum. Yengeniz dedi ki; 'Gel, kapının üzerine 'Bizim Ev' yazalım' dedi. Hangi kuş yuva kurmak istemez? Ya sabır! İnşallah yuvanız da kurulur bir gün! Sonra yine tebessümle; "Üzerine 'Bizim Yuva' yazarsınız!..." dedi.

Tren-Hayat yolculuğu devam ediyor, vagonlar koşuluyor, vagonlar ayrılıyordu istasyonlarda...

Belediye Başkanı değişmişti Sarıyer'de... Hasan Hoca ikinci gün büyük bir pasta ile geldi tiyatroya. "Hayırdır Hocam? Doğum gününüzü mü kutlayacağız?" dedim. "Afiyetle yiyelim, sonra konuşuruz" dedi Hasan Hoca. Çaylı pasta bittikten sonra bana; "Gelin yanıma oturun Hilali Hoca" dedi. Oturdum, ayağa kalktı, ekibe baktı; "Bu benim veda pastam" dedi. Şaşırmıştık. "Neden?" soruları yağdı bir anlık sükuttan sonra; "Neden?". "Farklı kutuplarda durduğum insanlarla çalışmak mutluluk getirmez bana. Hepsine sonsuz saygı duyuyorum. Lakin bakış açılarımız farklı. Görevimi Hilali Hoca'ya bırakarak gidiyorum. Dilekçemde de böylece yazdım. Gözüm arkada kalmayacak!.."

Hepimiz sarıldık Hasan Hoca'mıza. Hanımlar ağlıyorlardı. Hasan Hoca durumu sakinleştirmek için bana dönerek; "Hilali Hoca, siz anında şiir yazma yeteğine de sahipsiniz. Bana bir kıta şiir yazınız" dedi. O an söylediğim kıta mani türü bir duyguydu;

Hasana, Ha Hasan'a...
Ha Hasana, Ha sana...
Hasanı doğurmuştur...
Has dünyada has ana!..

Hayat-Tren hızını artırmıştı. Vagonlar açılıyordu istasyonlarda!.. Raylar kenarındaki renkli ışıklar KARA ışıklar yandırdı o gün. Durdu ışıklı bir ömrün hayat treni... Son istasyondu bu Hasan Dede için... Bu dünyada son istasyon!..

Bir gün bir toplantıda çerçevede resmini gördüm. Söz istedim ve bu Azeri manisi ile başladım duygusal konuşmama.

Su gelir, akar, geçer
Bentleri yıkar, geçer
Bu dünya bir penceredir
Her gelen bakar, geçer!..

Bir ruh dünyasının penceresinden bize bakıyor Hasan Dede. Bir ebediyet dünyasından bize bakıyor Hasan Dede. Bir hakikat dünyasından bize bakıyor Hasan Dede.

BİZE BAKIYOR!... Beyaz sakalı, nurlu gözleri, tebessümlü dudakları ile bize bakıyor. BİZE BAKIYOR!...

Bize bakıyor HASAN NAİL CANAT!!!

13 Haziran 2010

TAZİYE: Hasan Nail Canat'ın ailesi, dostları ve sevenleri adına, 31 Ekim 2019 tarihinde vefat eden Hilali Hasanov Mahmutoğlu'na Allah'tan rahmet, ailesine ve sevenlerine de sabır diliyoruz. Dualarımızla.

Bu yazı defa okunmuştur.