![]() |
Şeref Defteri 'Galip Yıldırım' |
|
Hasan Nail Canat, Türk tiyatrosunda çığır açmış bir insandır ![]() Galip Yıldırım Hasan Nail CANAT, benim kültürel anlamda yakından takip ettiğim bir şahsiyetti. Ben Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın çeşitli kademelerinde 27 yıldır çalışan biri olarak, Hasan Nail CANAT'ı izleyen biriydim. Son 4 yıldır ise Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Memur-Sen Konfederasyonu'na bağlı Kültür Memur-Sen'in Genel Başkanlığı'nı yapmaktayım. İlgi alanım ise, İslam coğrafyasının ve özellikle Anadolu'da yaşamış kültür ve medeniyetleri incelemek ve bu alanda makalelerimi yazmak olmuştur. Bunu şunun için ifade etmek istiyorum. Hasan Nail CANAT'ın bu ülkede unutulmuş veya unutturulmuş olan bir meslek alanını, bu topluma tanıtma gayretini yakından takip etmek ve ne yapmak istediğini anlamak olmuştur. Bu ülke insanının son 200 yıldır ihmal ettiği alanlar vardır. Bunlardan biri merhum Hasan Nail CANAT'ın ifa ettiği ve toplumun anlaması için gayret ettiği Tiyatro ve Sinema alanıdır. Bilindiği üzere Osmanlı'nın son döneminde, bu coğrafyada aydınlarımızın tutulduğu hastalık, batılılaşma hastalığıdır. Bu hastalık kendi milli ve manevi değerlerimizi ayaklar altına alacak kadar ileriye götürülmüş, buna mukabil bize ait olmayan ahlaki anlamda, batıda ne varsa alma gibi bir hastalık nüksetmiştir. Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında Edebiyat, Güzel Sanatlar, Müzik, Tiyatro, El sanatları, Sinema gibi bütün alanlarda sergilenen veriler bir kısım batı hayranı aydın geçinen, Üstad Mehmet Akif Ersoy'un deyimiyle birkaç romancı ve birkaç eyyamcı diye tarif ettiği kesim tarafından, bu coğrafyaya ait olan bütün milli ve manevi değerleri, 1500 yıldır oluşmuş kültür ve medeniyeti aşağılanmış ve tahkir edilmiştir. Sanatı ( resim, el sanatları, v.s. ), Tiyatroyu, Sinemayı, Müziği, Edebiyatı icra ederken İslam coğrafyasına ait tüm değerlere hakaret etme argümanı olarak kullanılmıştır. Bundan dolayı müslüman Anadolu insanı bu alanlardan kendini çekerek, bu meslek alanlarını gavur mesleği olarak değerlendirmiştir. Oysa bu alanlar tamamen bize ait olan alanlar iken, 'etki tepkiyi doğurur' kuralı gereğince bu alanları terk etmişiz. Batı medeniyetinde, özellikle batı medeniyetinin üzerine oturduğu antik yunan ( helen ) ve sonrası Roma ve Bizans dönemlerinde insanların spor, sanat, müzik, tiyatro, el sanatları, edebiyat v.s. alanlarında eğlence mantığı, arenalarda insanları arslanların önüne atarak onların parçalanmalarını izleyerek bundan zevk almalarıdır. Batı medeniyetinde bu böyle iken İslam medeniyetinin hüküm sürdüğü coğrafyalarda yukarıda saydığım alanlarda zirveler yaşanıyordu. Uzun yıllar bu medeniyet anlayışından batı medeniyeti istifade etmiştir. Batıya medeniyeti Endülüs üzerinden yine İslam medeniyeti öğretmiştir. Batı zulüm ve kandan zevk alırken, İslam diyarlarında eğlence mantığı olarak orta oyunu ve meddahlık vardı. Hem eğlendirirdi, hem de eğlendirirken düşündürürdü. Merhum Hasan Nail CANAT bu şuura sahip birisiydi. Onun için bu alanda çığır açmak için çaba gösterdi ve bana göre görevini yaptı. Bize düşen görev, onun kaldığı yerden alıp daha ileriye götürmek olmalıdır. Bize ait olup da, kaybettiğimiz her alanı geri alma ve içini bize ait bilgi ve birikimle ( kültür ve medeniyetimizle ) tekrar doldurup insanımıza sunma görevimizin olduğunu Merhum Hasan Nail CANAT üstadım öğretmiştir. Merhum Hasan Nail CANAT üstadımız bu espiriyi kavramış bir şahsiyet olduğu için geride bu yolu yaşatacak bir zihin inşa etmiştir. Bizim insanımız tiyatro ve sinemanın meşru zeminde nasıl yapılması gerektiğini Merhum Hasan Nail CANAT üstada ve onun gibi düşünen parmağın sayısını geçmeyecek kadar az bir insan kitlesine borçludur. Ama çığır açılmıştır. Bu vesile ile Hasan Nail CANAT'a Allah'tan rahmet diliyorum. Mekanı cennet, ruhu şad olsun. Böyle bir 'Şeref Defteri' açanlara da şükranlarımı sunar, hayatlarının her kademesinde başarılar dilerim. 8 Mayıs 2010 |

