![]() |
Basından 'Zaman Gazetesi' |
|
Açık Oturum / Efendi Hayrettin üzerine Zaman Gazetesi / 05.12.1986 Efendi Hayrettin şair ve yazar İbrahim Sadri'nin yazıp yönettiği bir tiyatro oyunu. 21-23 Kasım günleri Üsküdar Dilek Tiyatrosu'nda sahneye konan Efendi Hayrettin büyük bir ilgiyle karşılandı. Efendi Hayrettin en geniş anlamda zihniyet değişimini konu edinen ve Hayrettin'in şahsında ve çevresinde gelişen olaylara eleştiri getiren bir oyun. Evkaf Müdürlüğü'nde basit bir memur olarak çalışan Hayrettin'in tekdüze ve amaçsız hayatı toplumsal yapıya getirilen eleştiriler eşliğinde dile getirilir oyunda. Efendi Hayrettin kuşak ve zihniyet çatışmasını dile getiren bir oyun. Toplumsal bir panorama da denebilir Efendi Hayrettin için. Efendi Hayrettin oyunu 5 Aralık'ta (bugün) Karagümrük Hakan Sineması'nda gösterime sunuluyor. Çağrı Sahnesi Yönetmeni Ulvi Alacakaptan, Genç Adam Sahnesi Yönetmeni ve oyun yazarı Hasan Nail Canat ve İbrahim Sadri'nin katıldığı bu açık oturumda Efendi Hayrettin'i tartışmak istedik. Katılanlar: Hasan Nail Canat, İbrahim Sadri, Ulvi Alacakaptan Yöneten: Mehmet Metiner Mehmet Metiner - Oturumumuzun konusu Efendi Hayrettin. Arkadaşımız İbrahim Sadri'nin yazıp yönettiği Efendi Hayrettin oyunu üzerinde konuşmak, oyunu değerlendirmek ve eleştirmek üzere burada bulunuyoruz. Ben ilk sözü Hasan Nail Canat'a bırakmak istiyorum. Buyrun sayın Canat!.. Hasan Nail Canat - Ben oyunu bir tiyatro olayı olarak değil de, Müslümanların yaptığı tiyatro oyunlarından biri olarak değerlendirmek isterim. Hem arkadaşları yakinen tanıyoruz, hem oyunun sahneye konma şeklini yakinen biliyoruz, bu yüzden diyorum ki arkadaşların yaptığı oyunu şartları içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Oyunun temelinde yanlışlıklar yok. Güzel bir fikir platformuna oturmuş oyun. Yani Efendi Hayrettin anlatıldığı hayat çizgisi içinde güzel bir platforma oturtulmuş. Bu platformda tenkid edilen şeyler de oyuna güzel monte edilmiş. Arkadaşları, kısa deneyimleri içerisinde, bulundukları şartlarda böyle güzel bir oyun çıkardıklarından dolayı öncelikle tebrik etmek lazım. Tabii oyun bu haliyle yeterli mi, seyirci karşısına bu şekliyle çıkması doğru mu? Bu eleştiriye açık biraz. Eleştirilebilir. Bir kere oyun -İbrahim'e de daha önce söylediğim gibi- çok kısa tablolardan oluşmuş. Yani o tablolar sağlam diyaloglarla kurulmuş tablolar halinde geliştirilebilirdi. Evet, sulandırılmamış, çok ciddi ele alınmış Efendi Hayrettin'in hayatı ve çevresinde gelişen olaylar. Ama aynı ciddi esprilerle tablolar daha çok geliştirilebilirdi. Şimdi kısa olunca şöyle bir hata ortaya çıkıyor: Müzik, çok güzel hazırlanan müzik sırıtmaya başlıyor. Tablolar geliştirilirse müzik daha yerine oturur tahmin ediyorum. Bir de ben daha önce metni okudum. Metinde seyredince anladım, birtakım düzeltmeler yapılmış. Bir takım makaslamalar da yapılmış. Bu makaslamalar zannederim oyunun bütünlüğünün bozulduğu farkedilmeden yapılmış. Mesela, o şehrin gürültüsünü anlatan sahnesi veya gürültülü bir medeniyetin geldiğini simgeleyen sahnesi, arka-planını bilmeyen bir izleyici için çarpışan otolan anlatan bir sahne gibi geliyordu. O sahnede birşeyler verilmeliydi. Yani o araçları kullanan şoförler hiç değilse işaretlerle birşeyler söylemeliydi birbirlerine... Zannedersem bu anlatılmak isteniyordu. Yani şoförler, insanlann ilişkilerinin bozulduğunu anlatmak istiyorlardı. Bayram sahnesi çok hoşuma gitti. Bayramı seyreden Efendi Hayrettin ile oğulları arasında geçen diyaloglar gerçekten cesaretle söylenmiş, tenkid etmek istediğimiz sisteme karşı çok cesaretle söylenmiş diyaloglardı. Bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim: İbrahim'de var olan bir şey var. İbrahim'in şairliğini biliyoruz. Bu şiir dilini tiyatroya öylesine aktarmış ki, yani tiyatro seyircisini adeta unutmuş. Şiiri iyi bilen arkadaşlarıyla konuşuyor gibi İbrahim. Ama tiyatro diyalogu, şiir dilinden biraz daha farklı bildiğimiz kadarıyla. Yani bu şiir dilinden biraz kurtarması lazım diyalogları. Bunun yanında, bu kısa tiyatro deneyimleri olan arkadaşların bu kadar başarılı olabileceklerini tahmin etmiyordum. Mesela, Hüseyin (Goncagül) bu rolünün (Efendi Hayrettin M.M.) altından kalkardı, ama böylesine başarılı olacağını hiç tahmin etmezdim. Çok büyük bir başarıyla götürdü oyunu sonuna kadar. İbrahim başanlı bir oyun yazan olduğu gibi başarılı bir oyuncu olarak da karşımıza çıktı. Öbür arkadaşlar da iyi desteklediler bu iki başarılı sanatçıyı. Oyunda tenkid edilecek pek fazla birşey yok aslında. Başta söylediğim gibi temel çok güzel. Şimdi bu tenkid edilen kısa tablolar, oyunun fazlasıyla doyurucu olmaması gibi hususlar, imkansızlıktan ileri geliyor. Eğer prova yapacak bir salon bulabilselerdi, bir ay sürekli prova yapabilselerdi, herhalde bunlar olmazdı. Söyleyeceklerim bu kadar benim. Mehmet Metiner - Ulvi sen ne söylemek istersin oyun hakkında? Nasıl buldun oyunu, nasıl değerlendiriyorsun? Ulvi Alacakaptan - Aslında Hasan Nail Canat'ın söylediklerinden farklı birşey söylemeyeceğim. Oyun hakkında bana hemen sıcağı sıcağına sorulduğu zaman şöyle dedim: Oyunun metni güzel, ama gerçekleştirme o kadar iyi değil. Ben aslında bölümlerden oluşan, yani kaba tabiriyle dramatik olmayan bir tiyatro biçimine daha yatkınım. Fakat Hasan Nail Canat'ın da işaret ettiği gibi, Efendi Hayrettin oyununda bölümler çok kopuk kopuk geliyor. Yani seyircinin olayı izlemesi zorlaşıyor. Bence metinden çok bu, gerçekleştirmeden ileri geliyor. Meselâ, oyunda hem şarkıları besteleyen, hem de oyunda çalıp söyleyen Barbaros Ceylan'ın sahneye girip çıkmâsı yanlış bir reji olmuş. Sahneye girerken çekine çekine giriyor, ondan sonra son lafları kaçarken söylüyor. Ben Barbaros'un özel olarak sahnede oturmak istemediğini biliyorum. Benden çok seyirci de biliyor oyundan sonra bunu. Tiyatroda ana bir kaide vardır. Aslında bütün gösteri sanatlarında vardır; hata yapsanız bile veyahut yanlış bir söz sarfetseniz bile çok doğru ve güzel oynuyormuş, çok başanlı imiş gibi yapmanız lazım. Genelde oyunun gerçekleştirmesi zayıftı demek istiyorum kısaca. Amatör bir çalışma olarak bakarsak, ben oldum olası özellikle tiyatro alanında amatörlüğün yanlış anlaşıldığı kanaatindeyim. Yani amatörlük bir yerden sonra hataları ve yanlışları mazur göstermez. Ben amatörlüğü meslek olarak bunu seçmemiş kimselerin yaptıkları tiyatro olarak anlıyorum. Çünkü amatörlüğün profesyonel tiyatroya göre başka avantajları var. Onlar da, en başta, bir şey kaygısı duymadan, yani meslek olarak makyaja uyma zorunluluğu olmadan ve alabildiğine özgür hareket etme avantajıdır. Yoksa ben bir sürü profesyonelden işini daha iyi yapan amatörler gördüğüm gibi, bu işten para kazanan, fakat profesyonel olarak sahneye çıkmaya layık olmayan kimseler de gördüm. Tekrar olacak ama ben de değinmek istiyorum. İbrahim'in gerçekten şairliğine karşı biraz daha acımasız olması ve tiyatro lehine fedâkârlık etmesi gerekiyor. Çünkü şiir zor bir yazı türü, ama tiyatro da -bazıları yürüyen edebiyat diyorlar buna- en az şiir kadar zor bir edebiyat türüdür. Başarılı olmuş yazarlara baktığımız zaman onların -çok özel örnekler dışında- kişileri iyi konuşturabilen kimseler olduklarını görürsünüz. Yani seyirci belki adını koyamaz ama bir sürü profesyonel anlamda yazılmış oyunda gördüğümüz bir eksiklik var ki herkes yazann ağzından konuşuyor. Bu bir cephesi, ikinci bir cephesi de, şiir gibi eninde sonunda imajlara, değişik kelimeler kullanmaya, hatta hatta kelime üretmeye dayanan bir yazım tarzı tiyatronun çok aleyhine işler. Çünkü seyirci bir kere duyacaktır söylediğiniz şeyi. Bu beyinde yazılı olarak kalmayacağı için duyup geçecektir. Siz o duyup geçerken bütün anlatmak istediğinizi -tabii bayağılaştırarak vermekten sözetmiyorum- seyirciye ortalama bir dille vermeniz gerekir. Tabii ki bir oyunda çeşitli kültür düzeyinde olan kimselerin aynı gıdayı almasını bekleyemezsiniz. Tiyatro yaparken ilk düşünülecek şey bu yüzden kime yapılacağıdır. Yani seyircisini belirler önce tiyatro. O zaman ortalama bir dil tutturmak zorundasınız. Şu da var demek istediğim. Başka bir işle meşgul olup boş zamanlarında tiyatro ile uğraşmayı ancak şu sınıra kadar kabul ediyorum: Bir oyun tamamen hazır olmadıkça çıkarılmamalı sahneye. Ben yana değilim şahsen böyle bir şeyden. Kanaatimce Efendi Hayrettin gelen eleştirilere bakarak daima kendisini yenileyen bir oyun olursa sözünü ettiğim eleştiri de kendiliğinden ortadan kalkar. Mehmet Metiner - İbrahim, Hasan Nail Canat'ın ve Ulvi Alacakaptan'ın eleştirilerini dinledin. Şimdi bu eleştirilere cevap vermeden önce kısaca senden oyun hakkında bilgi vermeni isteyeceğim bir de. İbrahim Sadri - Ben önce Hasan Nail Canat'a ve Ulvi Alacakaptan'a değerli eleştirilerinden dolayı teşekkür ediyorum ve inşallah oyunumuzun bundan sonraki gösterilerinde bu görüşlerine dikkat edeceğiz. Efendi Hayrettin, bir insanın öyküsü. Daha doğrusu bir insanın hayatına bakışları. Kısaca böyle diyeyim. Fakat aynı zamanda Hayrettin'in hayatını anlatırken arka planda -yani öykünün arka planında- toplumsal kurumları vermeyi amaçlayan bir oyun. Hayrettin'in Cumhuriyetle yaşıt olması anlatacağımız toplumsal yapıyı belirliyor. Zaman zaman Hayrettin'in, yani insanın öyküsünün; zaman zaman toplumsal yapının ön plana çıktığı bir oyun. Aslında reji olarak bence Hayrettin'i sahneye koyarken bu ikisini dengelemek gerekiyordu. Ama bunda ne derece başarılı olduk, bilmiyorum. Cumhuriyet rejiminin insanımızı öz değerlerinden yabancılaştırmasını anlatan bir oyun. Yani Efendi Hayrettin aslında bir prototip oyunda. Bunun gibi daha birçok örnekte biz toplumsal yapıyı vermeye çalışırken aynı zamanda Hayrettin'in yakın-uzak çevresindeki insanlardan, mesela Süleymaniye'de tesadüfen tanıştığı Teşkilatçı Osman'dan yola çıkarak toplumun gözlemleyebildiğim bütün kesimlerinden de örnekler getirmeyi ve Hayrettin'i de bu toplum şartlannın, bu toplum arka planının şekillendirdiğini vermeye çalıştım. Fakat bunu yaparken de şiirsel bir dil kullandım. Daha doğrusu metindeki şiirsel dil, oyun tablolarını, oyun sahnelerini birbirine bağlayan anlatıcılarda, özellikle Hayrettin'in kendisinde mevcut. Bunun dışında diğer tiplemelerde şiirsel dil ön planda değildir. Hayrettin'i kronolojik bir sırayla da anlatabilirdik. O zaman da oyunda bir giriş, gelişme ve sonuç bölümleri olabilirdi. Yani daha gerilimli bir oyun olabilirdi. Fakat böyle yapmadık. Çünkü benim için bir oyunda önemli olan, gerilimden ziyade, bütün olarak seyirciyi oyuna ortak etmektir. Yani sadece seyretmek değil, aynı zamanda oyun süresince düşünmeye çalışmaktı. Benim amacım, seyirciyi açıkçası düşünmeye zorlamaktı. Bazı anlaşılmayan veya anlaşılamayan sahnelerimiz oldu. Böyle eleştiriler aldık diyeyim. Hasan Nail Canat'ın da sözünü ettiğim bir şoförler vardı. Orada bir şehrin veya şehirlerin konumunu, durumunu ve kentli insanımızı biraz kapalı olarak verince benim şahsi kanaatim daha anlamlı oldu, daha bir yerine oturdu. Teknik yetersizlikler zaten dile getirildi. Fakat tabi Ulvi'nin dediği gibi, teknik yetersizlikler mazeret değil aslında. Yapmak istediğimiz birçok teknik işi maalesef yapamadık. Şartlarımız elvermedi buna doğrusu. Eleştirilerin bir kısmı da rejinin şiirsel olmasının anlamı zorlaştırdığı noktasında toplanıyor. Bunu bir yorum olarak alıyorum ben. Siz böyle ortaya koyarsanız, bir başkası başka türlü ortaya koyar. Bu kişiden kişiye bana göre değişir. Bu tamamıyla rejisörün yorumuyla ilgili bir olay. Fakat reji konusunda bazı önemli şeyleri yaptığımızı sanıyorum. Yaptığımız müziklerin tümü oyunu tanımlayan, bütünleyen bir şeydi mesela. Ancak bizim hatamız şu oldu. Ben bunu kabul ediyorum. Barbaros'un, yani oyundaki adıyla Ozan'ın sahneye giriş ve çıkışlarındaki reji eksikliğinden kaynaklanan, seyirciyi iten bir takım durumlar ortaya çıktı. Bunlan tekrar oyundan sonra bir daha konuştuk, düzelttik. Yani ben düzelttiğimize inanıyorum. Oyunu bütünlediği için ben Ozan'ın oyunun çok ağırlıklı açılarından biri olduğuna inanıyorum. Ben netice olarak, ekipteki bütün arkadaşların çok kısa sürede ve çok kısa periyotlarla bir araya gelmemize rağmen iyi bir oyun ortaya koyduğumuza ve Gece Oyuncuları olarak başarılı olduğumuza inanıyorum. Mehmet Metiner - Oyunda sadece Efendi Hayrettin'in bağlandığı, inandığı sisteme, toplumsal kurumlara değil Müslüman cemaate de eleştiriler vardı. Teşkilatçı Osman'ın dile getirdiği bu eleştiriler konusunda neler söylemek istersin İbrahim? İbrahim Sadri - Demin de söylediğim gibi bir Efendi Hayrettin tipi, bir de toplumun yapısı vardı oyunda. Teşkilatçı Osman tipi de bu arka plandaki toplumdaki unsurlardan biriydi. Yani ben böyle insanlar tanıyorum. Bence oyunun daha gerçekçi bir baza oturması için böyle bir tipin oyunda yer alması, artı olarak, Hayrettin'in küçük oğlunu oynayan Salih'in (Şuurlu müslüman bir genç tipi oyunda. M.M.) oyunda olması, bu aynı zamanda oyunun yazarı olmam nedeniyle benim rengimi. artı oyunun bütünü içinde Hayrettin'in arka planındaki toplumun tamamını ortaya koymayı amaçlayan bir tip. Teşkilatçı Osman, İslam davası için çırpınan ve hâlâ bu tür uğraşlarını sürdüren ancak toplumsal yapının çarpıklığından ötürü çevresindeki insanlardan kopmuş veya çevresindeki insanların kendisinden koptuğu bir tiptir. Bunda Müslümün cemaate eleştiriden çok ben şunu amaçlamıştım: Yani toplumumuzdaki Müslüman bir kesimde bu tür insanların da olduğu ve bunların da gözardı edilmemesi gerektiğini ortaya koymaktı. Ulvi Alacakaptan - Bir oyun, çeşitli şekillerde sahneye konulabilir. Ben İbrahim'in açıklamalarından sonra çok özel bir şey söylemek istiyorum. Metiner'in de dediği gibi Müslüman cemaate eleştiriler var oyunda. Eleştirilerin çoğu belki herkesin altına imza atabilelceği teşhisler. Yalnız gerçekleştirme tarzı üzerine bir şerh koymak istyorum. O da, zaman zaman azarlamaya varan tavırlarla geldi sahneye bu eleştiriler. Şahsen benrahatsız oldum. Şu açıdan rahatsız oldum. Eleştiride genel seylirci gözönünde bulundurulmalı, seyirciye karşı daha mütevazi olunmalı görüşündeyim. Bu bir. İkincisi, İbrahim'le olsun Barbaros'la olsun, daha öneki konuşmalarımız da aynı oyunu bizim de sahneleyeceğimizi -Çağrı Sahnesi olarak- İnsanlar ve Soytarılar'daki gibi bir metin çalışması yapacağımız konusunda prensip olarak anlaştık. Bu bir bakıma seyircinin şansı olacak. Orada değişik bir oyun göreceklerdir seyirciler inşaallah. Kaynak: Zaman Gazetesi |

