![]() |
Basından 'Yeni Şafak Gazetesi' |
|
Recep Yeter / Ev danasından yahni olur mu? Yeni Şafak Gazetesi / 18.04.2010 Facebook'a gözatarken farkettim. Kasketli adamın dolgun yüzü epeyce tanıdık geldi. Yeni yetme tabirle malum sitedeki 'profilini' biraz kurcalayınca çıkardım Altay Ünaltay'ı... İnsanlar ve Soytarılar'ın Gorbaçov'uydu. Evet. İnsanlar ve Soytarılar diye bir tiyatro oyunu vardı bir zamanlar. Ben ergenliğe yeni adım atmaya hazırlanıyordum. İçine doğduğumuz idealist dünyanın, idealist sanatçılarının, idealist seyircilerine yönelik bir ürünüydü İnsanlar ve Soytarılar. Hasan Ağabey vardı. Yaralı Serçe'nin, Yasemen'in, Nur Dağındaki Çocukların babası... ( Ondan bahsetmişken Hasan Ağabey'in kendi adını taşıyan torununun hayata geçirdiği www.hasannailcanat.com sitesini de hatırlatayım. Yüreğine sağlık Hasan! ) İbrahim Sadri gözlerini ufka dikip idealist dizeler okurdu o oyunda... Bize göre 'yukarı' mahalleden, bize göre 'aşağı' mahalleye ve yine bize göre 'terfi' eden Ulvi Alacakaptan vardı. Bu da ayrı bir yazı konusu ama eskiden ne hikmetse, öteki mahalle hep bizim mahallenin 'yukarı'sında bir yerlerde olurdu. Bizim mahalle de onun aşağısında.. Bu gerçekten mi böyleydi yoksa öyle mi zannedilirdi, bilmezdim... Ne zaman tiyatro bahsi geçse, Altay Ünaltay'ın o Gorbaçov rolünü hatırlarım... Alnı lekeli Gorbaçov'u güzel oynardı, O üst perdeden 'Hohoho, Afganistan benim olsun, Pakistan senin' diyen ses tonu hala yankılanır kulağımda... Aradan çeyrek asır geçti. Ben büyüdüm. İçine doğduğumuz idealist dünyanın idealist adamları, sanatçıları da büyüdüler. Hatta kapalı gişe oynayan oyunda bir yer bulabilmek için çırpınan idealist seyircilerden kimi daha da 'büyük büyük adamlar' oldular. Altay Ünaltay vesilesiyle İnsanlar ve Soytarılar'ın internet sayfasındaki albümde biraz gezintiye çıktım. Çağrı Sahnesi'nin genç tiyatrocularını süzdüm tek tek. Ellerinde mavzerle Sovyet işgaline karşı koyan Afgan direnişçilerini oynayan bıyığı yeni terlemiş delikanlıların gözlerindeki 'saf inanmışlığın' ışıltılarını seyre daldım. Güzel hayaller eşliğinde tebessümler belirdi dudaklarımda... Ama uyanmam uzun sürmedi. Allah rahmet eylesin, vefakar ve cefakar sanatçı Hasan Nail Canat'ın yanındaki gençlerin her biri bir yana dağıldı. Pek çoğu hem cismen, hem ismen büyüyen idealist dostlarının gölgesinde kayboldu gitti. Biraz Hüseyin Goncagül, gülen yüzüyle sürekli 'bakın ben buradayım' diyerek tutunmaya çabaladı içlerinde. 'Yukarı' mahalleden tanıdıklarının davet ettiği bir kaç dizide boy gösterip karınlarını doyurma anlamında daha bir 'ulvî" kalmayı başaranlar oldu. Yukarı mahalleden arkadaş edinemeyen ve kendilerini elleri patlarcasına alkışlayanların idealist dostluklarına bel bağlayanları ise hayal kırıklıkları bekledi. Hayal kırıklıkları neden hep bizim mahallede diye düşündüm... Cevabı da kolay buldum. Çünkü İnsanlar ve Soytarılar'ın senaryosu yeni döneme göre çoktan uyarlanmıştı. Senaryo yeniden yazıldığından beri sanatla ilişkili kimle oturup konuşsam sıkça duyuyordum aynı sitemleri: 'Evin danasının öküz olmasına izin vermiyorlar. Bir zamanların idealistleri, şimdinin 'büyük'leri, gözlerini hala 'yukarı' mahalleden alamıyorlar.' Yani yeni rol dağıtıcılar 'eski' oyuncuların çulsuz zamanlarını bildiklerinden ve ellerindeki gıcır gıcır kostümlere kıyamadıklarından olsa gerek; yeni rollerin kostümlerini, gözleri önünde büyüyen eski bedenlere teslim edemiyorlarmış. Sağlık olsun, ne diyelim. Kendisini evin danası hissedenler, İnsanlar ve Soytarılar'ın yeni senaryosundan kendileri için 'ideal' bir rol beğenecekler artık... |

