![]() |
Basından 'Yeni Dünya Dergisi' |
|
5 yıldır dostlar Canatsız kuşlar kanatsız Yeni Dünya Dergisi / 01.12.2009 Hasan Nail Canat’ı, kendine has mütevazı duruşu, babacan tavırları, yüzünde daim zarif bir nükte gibi taşıdığı tebessümü ve tatlı bir mizah ve zekâ ışıltısıyla parlayan keskin nazarlarıyla tanıdık. Onu tiyaro sahnelerinde, radyo mikrofonlarında, sinema filmlerinde hep hak davanın kahraman oyuncusu olarak gördük. Kendisini, bir tek nefesini boşa harcamamış adam olarak bildik ve sevdik. Hayatının her karesinde asil olmanın önemini vurguluyor, her fotoğrafında, çetin ve zorlu bir hayatın içinden yeni çıkmış gibi duruyordu. Sanki hayat rolünü ustalıkla oynaması, gülü incitmeden yaprağına aşk yazmayı öğrenmesi için, sarp dağlara tırmanması, derin sulara dalması, susuz vadilerde konaklaması yazılmıştı; böyle kararlaştırılmıştı. Ömür gülünün yaprağına razılık vezninde bir hayat şiiri nasıl yazılabilirdi; bunu gösterecekti insan kardeşlerine. Kibirsiz riyasız sahih bir ömür özlemiyle küçük bir çocuk kadar masum, bütün büyükler kadar derin yaşadı hayatı. Üzerinden benlik kılıfı alınmış, yerine safiyet samimiyet tülünden bir kostüm giydirilmiş gibiydi. Belki de her şey o
bilinmezliklerle dolu İzmir kaçağı sırasında olmuştu.. Bilinmez! Bilinen o ki farklı bir şeyler olmuştu. Farklı bir kostüm dokunmuş, farklı bir dekor kurulmuştu. Hasan Nail, belki isminin de güzel tecellisiyle Hasaneyn sırrına çok erken yaşlarda nail olmuştu. Dualar almış uluların nazarına nail olmuştu. Belki de kitleler tarafından çok sevilip bağırlara basılmasında sırlı hikmetlerin tecellisi vardır. Kim bilir? Rolünü başarıyla gerçekleştirmesine rağmen ince zarif bir bir kişi olması hasebiyle ticârileşen hayatta sahnedeki kadar başarılı değildi. Hesap kitap işlerinde mahir olmayan bütün dava adamları gibi hesapsızdı. Parayla olan ilişkisini cepten kalbe taşımamıştı. O yüzden hırs sahibi de değildi. İmkansızlıklar içinde kıvranmayı imtihan olarak kabul ediyor, yorulduğu her seferinde ya Hak diyordu. Yoksullukları vefasızlıkları iliklerine kadar yaşamasına rağmen halinden şikâyet etmemesi asil bir neslin temsilcisi olduğunu apaçık gösteriyordu. Merhum Hasan Nail Canat”ın sık sık dillendirdiği bir dua vardı. “Allâh kuşları kanatsız, dostları Canat’sız, milleti sanatsız bırakmasın” Şimdi onsuz kuşlar kanatsız, dostları Canatsız. Asık suratlı bir dünya gibi herşey. Bıraktığı büyük boşluk doldurulabildi mi? Elbette hayır! Tiyatroda hâlâ öksüz, sinemada garibiz. Onun daim yanında taşıdığı rabbani heycanı gençlere aktarmak gerek. Uzun yıllar karınca olduğuna inandırılmaya çalışılan, imanını göğsünde muska gibi taşıyan bütün genç ve dinç yürek sahiplerine, küllerinden yeni Hasan Nail Canatlar doğabilmesi için, Albatrosların destansı hikâyelerini anlatmak gerek. Ve anlatmak gerek başkalarının acılarına ağlayan adamların yürek yangınlarını! Ve unutturmamak gerek bitimsiz bir tebessümü beraberce paylaşabilmek adına incinen ama incinmeyen güzel insanları. Vefatının 5. yılında Merhum Hasan Nail Canat’ı rahmetle
özlemle anıyorum.. MUZAFFER DOĞAN: GÖNÜL ADAMIYDI Hasan Nail Canat bir gönül adamıydı. Bir sanatkârdı, bir tiyatro sanatçısıydı, şairdi. Hayatı da bir şiir gibiydi adeta. Rahmetli Necip Fazıl Üstad’ın kurduğu Büyük Doğu mektebine bağlıydı. Üstad Necip Fazıl, “Sanat Allah’ı aramaktır” derdi. Hasan Nail de o çizgide yürürdü. 1980 ihtilâlinden sonra İstanbul’daydım, kendileri de buradaydı. Her türlü faaliyetler ihtilalciler tarafından yasaklanmıştı. Tiyatro zaten ihtilalcilerin ilk yasakladığı sanatların başında gelir. Ve o zaman Hasan Nail tiyatro yapmıyordu. Ben Sefaköy Lisesindeydim. O da o taraflarda bir yerlere gidiyordu. Her gün görüşüyorduk. Bizim orda öğretmen arkadaşlarla kurduğumuz ‘Gönüldaş Kitap-Kırtasiye’ diye bir yer vardı. Oraya gelirdi. Orda oturur kalkardık. O günlerde Hasan Nail “işsiz güçsüz” duruma düşürülmüştü. Maddi sıkıntı içindeydi. Sonra ihtilal siyasî partilerin kuruluşuna izin verdi. Anavatan partisi iktidara geldi. Tam da o hengâmede Bulgaristan’da oradaki Müslüman Türklere zulüm başlamıştı, göç başlamıştı. Kendilerine devlet büyük alâka gösteriyordu. Hasan Nail ‘in esprisini hatırlıyorum. Dedi ki: “ya biz de bir yolunu bulsak sınır dışına çıksak da o kafilelerle girsek toprağı öpsek bir ev sahibi olsak “ dedi. Hakikatten çok düşündürücü bir espriydi benim için. Hasan Nail Canat tiyatrocu olması hasebiyle espritüel bir insandı. Mizahi yönü çok ağır basardı. İnce bir hiciv tarafı da vardı. Şöyle duâ ederdi: “Allah kuşları kanatsız, dostları Canat’sız, milleti sanatsız bırakmasın.” MUSTAFA MİYASOĞLU: DEĞERLERE BAĞLIYDI Babasının fıkıh titizliği ve Cemil Emmi’nin tasavvufî derinliği, sevdiği insanlar onun üzerinde çok etkili oldu. bu birikimler son oynadığı filmlerde, rollerde Bir Avuç Ateş’te filan çok görüldü. Özellikle “Bana Mahşeri Anlat” oyununda İstiklâl Savaşı gazisinin yarı bunak hâliyle anlattığı şeyler aslında bu toplumun temel meseleleriydi. Dramatik tiyatro döneminde öyle bir şey yazmazdı Hasan Nail; Epik dönemi zenginliği oldu. Ulvi Alacakaptan ile İbrahim Sadri ile ve epik tiyatro yapan İstanbul tiyatrosunun diğer oyuncularıyla tanıştı. Bunlarla kendisini geliştirdi Hasan Nail. Müslüman camiada birçok oyuncu çıktı ortaya. Necip Fazıl’ın tabiri ile ‘muhteris cüceler’ ihtirası aklından yeteneğinden büyük insanlar her yerde her zaman görülür. Tiyatroda biraz alkışlanınca hemen kendilerini dev aynasında görmeye başladılar. Hasan Nail bunu biliyordu, bunun şuurundaydı. Mesela bizim ilişkimizde de ben onun samimiyetine inanırdım, Hasan Nail’den şüphe etmezdim. Çünkü Hasan çok çetin imtihanlardan geçti ve disipline oldu. Ruhen bir disiplin içindeydi. Babası, Cemil Emmi, Necip Fazıl ve yetiştiği bulunduğu duraklar, arkadaşları... Hasan Nail’in hani trilyonlarca servete eyvallah etmeyecek bir tarafı vardı. Hesabı çok iyi tutardı o ayrı bir mesele hepimizin zaafları olarak, yanlışları olarak iki iki daha dört yapamayız. Ama Hasan Nail oynadığı tiyatrolarda çok alacaklı olurdu toplumda. Gel Hasan ağabey Allah rızası için şu işi yap diyen birçok belediye başkan adayı, seçildikten sonra Hasan Nail’i unuttular. Bugün mesela bir Ebru Gündeş’e milyarları sayıyorlar Hasan Nail’e onun bir milyarını çok gördükleri çok oldu. HALE CANAT CÜRGÜL (KIZI): ÖLECEKSEN ALLAH İÇİN ÖL! Ölümünden çok kısa bir zaman önce bana şöyle demişti: “Kızım, eğer bir gün beni kaybedersen ne yaparsın?” Ben babama çok bağlı bir insandım, hepimiz de bağlıyız ama ben çok çok fazla babaya âşık bir evlat konumundaydım. Dedim: “Baba bilmem, yaşayamam herhalde ölürüm’’ O zaman bana espri ile şu cevabı verdi: “Allah, kul için ölenlerden eylemesin hiç birimizi” “Öleceksen Allâh için öl.” Babama sanat nedir denildiğinde “sanat gülü incitmeden, gülün yaprağına şiir yazabilmektir” derdi. Ve tiyatro nedir denildiğinde “tiyatro, insanı insana insanla insanca anlatma sanatıdır” derdi. Hiç bir zaman sahneden hiç bir kimseyi eleştirmedi. Kimseyi yerden yere vurmadı. Yanlış cümleler kurmadı. Kimsenin öngörülerini, kimsenin hayallerini yıkıcı tavılar sergilemedi. Tiyatroyu, basit bir sanat diliyle değil, gerçek diksiyonla gerçek beden diliyle gerçek doğaçlamayla başarabildi. Korkum o ki tiyatro gerçek değerini kaybetmeye başlıyor. Tabiî ki her şerden bir hayır her hayırdan bir şer çıkar, doğrultusu üzerinden bakarsak bundan da bir hayır çıkacaktır; belki sahiplenecek, bu davayı üstlenecek yeni Hasan Nail Canat’lar çıkacaktır. Çünkü bu dava hor bu dava öksüz bu dava büyük! Kaynak: Yeni Dünya Dergisi |

