Basından
'Yansıma Dergisi'

Hasan Nail Canat / Sanatı anlama sanatı

Yansıma Dergisi / 01.02.1998

Sanatçı milli olmadan evrenseli aramaya başlarsa, bu uğraşın eserini ortaya koyarsa, bu bütün milleti ilgilendirir. O sanat eseri ile muhatap olan herkesin uğradığı yıkımın sorumlusudur. "Biz böyle bir sorumluluk kabul etmiyoruz" diyebilirsiniz. Zaten sorumluluk duyacak kadar sorumlu olsaydınız, ülkemizde "armut" tüketimi "şiir" tüketimini geçmezdi.

Sanat mahfillerinde çokça konuşulan, daha çok şikayet edilen konuların başında sanatın anlaşılmaması, değerinin bilinmemesi gelir. Genellikle başka ülkelerin insanlarıyla kıyaslanan halkımız viski yudumları arasında entellektüel hakaretlerden haketmediği payı alır. Halbuki sanat, anlatabilme sanatıdır. Sanatın en aklı başında tarifi insanın duygu ve düşüncelerini, estetik bir boyutta ifade edebilme becerisidir. Eğer ki sanatımızın müşterisi yoksa, ama gerçekten sanat yaptığınıza inanıyorsanız, bu yokluğun sebeplerini bakkalların müşterilerinde aramak yanlıştır. Yaşadığımız ülkede sanatın gerçek karşılığını bulamaması, sürekli desteklerle ayakta kalmaya çalışması, elbette sanatçıyı ve sanatseveri rahatsız edecektir. Bu rahatsızlığı dedikodu boyutlarından kurtarıp bilimsel bir eksene oturtmak gerekir.

Sanat, sanatçı ve halk ilişkisini aklıselim bir biçimde gözden geçirirsek, sanatın halktaki karşılığının yok edildiğini, halkın sanata olan ihtiyacının hissedilmediğini görürüz. Ekmeğin, suyun, v.s. ihtiyaçların halktaki karşılığını yok etmek mümkün olmadığı halde, ondaki bedii zevkler yok edilebiliyor. Kimse midesini eliyle tutmadığı halde varlığı kimse tarafından inkar edilemez. Aynı zamanda her insan bedenine kadar her hayvanın da sahip oldu ğu bir harikaya sahip ve malikiyetinden her an haberdar. Aynı insan fiziki dengesini borçlu olduğu bir beyin harikasına sahip olduğunun da bilincinde... İnsan beyni menfaat gelir giderlerini hesap eden basit bir hesap makinesi olmuşsa ve fizik ötesi hesaplar yapabilecek özelliğini kaybetmişse, bunun hesabını yapmamız lazım. Kalp harikasının varlığı çağdaş insan tarafından unutulmuşsa, sanat-insan ilişkisinin tehlike sinyallerinin sebepleri anlaşılır olmaya başladı demektir. Bedeni ihtiyaçların temin ve organizasyonunu yapabilen fiziki güçlerin ötesinde, insanı, öteleri kavramaya çalışan üslerin iflas ettiği insandan sanata müşteri olmasını beklemek boşunadır. Kalbin ve beynin bilinen gerçeklerin dışında fizik ötesi güç ve işlevleri insan tarafından inkar edilmekte, ne var ki nitelik ve nicelikleri yanlış anlaşıldığı daha doğrusu yanlış anlatıldığı için yanlış beslenen birer yaratık gibi taşınmaktadırlar.

Bu iddialı sözlerin arasındaki yakıcı, isyan ettirici gerçeği anlamak için dahi olmaya gerek yok. İnsanın beyninde, yüreğinde sahibi tarafından sürekli eğitilen, uslandırılmaya çalışılan, yararlı hale getirilmek istenilen yaratık çağdaş sanatçılar tarafından sürekli olarak başkaldırıya çağırılır. Sahibine ve çevresine her zararı vermeye kabiliyetli olan bu yaratık çağımızda genellikle çılgınlıklarının ritmini sanatsal faaliyetlerden alır. Çok değerli, ötelerdeki hakikatı arama cehtine çıkmış, insani sorumluluğunu bilen ve insana ruh estetiği ile yaklaşan çağdaş, gerçek sanatçıları tenzih ederek rahatlıkla şu hükme varabiliriz ki ÇAĞDAŞ SANATÇI; insanla değil insandaki hayvanla iletişim kurarak ve hayvansal güdüleri insani baskılardan kurtararak, ona çılgınlıklar öğretmekle meşgul. Ama, insandaki hayvan ön plana çıktıkça, insandaki insan gerilere daha gerilere çekilmekte. Bu geri çekilişiyle birlikte beyin ve ruhtaki estetik boyutu da birlikte çekmektedir. Beynin de ve ruhunda fizik ötesi değerleri, estetik olguları kaybeden insan, kendi hayvanıyla başbaşa ve onu besleyerek yaşamaktadır. Artık ona aşktan, sevgiden, ötelerden, sırlardan, güzelliklerden bahsederseniz size boş boş bakacaktır. Sizin yanınızda bulunmak, onun için boşuna harcanmış zamandır. Sanatçı gardiyan, sanat özgürlüklere vurulmuş kelepçe gibidir. Kazara bir sanat dergisine girse, çıkacağı ana kadar kendini tutsak gibi hisseder.

Sizden ve sanatınızdan kaçan insan, bu esaret stresini bir eğlence ekseninde gidermeye çalışır. Çünkü; onda azdırdığımız hayvan için eğlenceden başka sanat yoktur. İnsanda sanatın düşmanı yaratık yine sanatçılar tarafından beslenmektedir. Sanatçının tek kelimeye sığdırılmış mazereti vardır. Gerçeklerden kaçması ve insanı gerçeklerden uzak tutması için YOBAZLIK. Okuyucuya romanların ve şiirlerin satırlarında hayvan yemi verilmektedir. Dinlenen müzikte, seyredilen resimde, sinemada, tiyatroda hep bu yemin kokusu vardır. (istisnaları hesaba katmazsak) Şimdi yazımızın başında ba hsettiğimiz şikayetlerin haklı ama şikayetçilerin yanlış olduğunu anlatmaya, yinelemeye zannedersem gerek kalmadı. Sanat güzelliktir ama neyin güzel, neyin çirkin olduğuna kim karar verecek. Çağdaş sanatçı Batı'nın sanat ve edebiyat üstüne koyduğu standartlarla kendini bağımsızlık adına bağımlı hale getirmektedir. Sanatçı gerici olurum endişesiyle kendinden kaçmakta, değerlerini kullanmaktan korkmakta ama Batı'nın değerlerini evrensel değer diye yutturmaktadır. Kendi ülkesine ve kendi milletine karşı batılı değerlerin savunuculuğunu yapmakta, bu ihaneti veya gafletinden dolayı üzgün olması gerekirken, yaşadığı ülkeye yerleşmesine vesile olduğu yabancı kültülerin mekanlaştığı eksenlerde gururla dolaşmaktadır.

Bunları yazarken evrensel sanata, sanatın evrenselliğine, kültür ve sanat alışverişine inanmadığım, karşı olduğum zannedilmesin, elbette sanat evrenseldir. Sanatçı milli olmadan evrenseli aramaya başlarsa Ahmet'i, Ayşe'yi anlamadan Mary ve Joseph'i anlamaya çalışırsa, ki bu uğraş belki kendini ilgilendirir. O, sanat eseri ile muhattap olan herkesin uğradığı yıkımın sorumlusudur. "Böyle bir sorumluluk kabul etmiyoruz" diyebilirsiniz. Zaten sorumluluk duyacak kadar sorumluluk sahibi olsaydınız, ülkemizde armut tüketimi şiir tüketimini geçmezdi.

Kaynak: Yansıma Dergisi
Bu haber defa okunmuştur.