Basından
'Vakit Gazetesi'

Mehmet Emin Kazcı / Hüznün yakıştığı adam: Hasan Nail Canat

Vakit Gazetesi / 23.10.2004

Vefatından birkaç saat önce, tiyatro sahnesinde, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın elinden plaket almış rahmetli Hasan Nail Canat.

O temiz ve ezik kalbi, böylesine devletlu iltifatlara alışık olmamanın heyecanına yenik düşmüş olmalı ki, eve döndüğünden bir süre, sonra kalp krizi geçirerek, hayata veda etmiş.

Uzun yıllar; inat, ısrar ve aşkla sürdürdüğü tiyatro sanatçılığı boyunca, çok sıkıntılı günler geçirdi.

Yaşadığı sıkıntılarla yüzündeki ifade arasında öylesine garip bir senkronizasyon oluşmuştu ki herkes ona, daha ziyade "ezilmiş, tutunamamış, hayatın kıyısında soylu acılar çekmiş" karakterleri canlandırmayı yakıştırırdı.

Sanki Allah onun yüzüne, ta doğuştan, mazlumiyetle masumiyet karışımı bir ifade naksetmişti.

İlginçtir;

Özellikle de gülümsediği anlarda bu ifade daha çok kristalleşirdi.

Tiyatro sanatçısıydı...

Kuşkusuz, sahneye koyduğu oyundaki rol gereği zengin ve varlıklı bir adamı da oynayabilirdi ama öyle sanıyorum ki, oynadığı role ne kendisi doğru dürüst konsantre olabilirdi, ne de izleyenler.

Sözgelimi, ona işçilere zulmeden zalim bir para babasını oyna deseydiniz ve o da böyle bir rolü oynamaya "cüret" etseydi, ortaya dram değil komedi çıkardı mutlaka!

Oyunlarını izleyen birçok kişiden hep aynı tepkiyi duymuşumdur:

Tutunamayanları, mazlumları, ezilmişleri oynarken Hasan Nail'in oyunculuk performansı zirveye çıkıyor. Hele ayın sonunu güçlükle getiren bir memuru kimse ondan daha iyi oynayamaz."

Sanatı, kültürü ve bunların bir dalı olan tiyatroyu, sanata ve kültüre ilgisiz, sanatın ve kültürün önemini kavramaktan uzak çevrelere sevdirmek için verdiği mücadele çok yıpratmıştı onu.

Sanatçılar, duyarlı insanlardır.

Başkalarının üzerinde bile durmayacağı basit görünümlü sorunlar bile derinden yaralar onları.

Vefasızlık, kadirşinaslıktan yoksunluk, ahde vefasızlık, ihanet, terkedilmişlik bir başka vurur sanatçının yüreğini.

Yoksullukları ise dillere destandır zaten.

Bizde nedense sanatla uğraşan adamların parasızlığına, yoksulluğuna pek inanılmaz.

Kazara bir sanatçı yoksulluktan yakınacak olsa, çevredekilerin ilk söyleyeceği şudur:

"Aman efendim sizde de para yoksa!"

Hasan Nail gerçekten yoksulluğun bütün boyutlarını yaşamış biriydi.

Çok geceler aç yatmıştı.

Zor günleriyle ilgili bir anısı, insanın genzini yakacak duygulu ve ibretlidir.

Uzun yıllar öncesidir.

Hasan Nail, mutat açlıkların en şiddetlilerinden birini yaşamaktadır.

İşsizdir, beş parasızdır, yalnızdır.

Her gün Kumkapı'ya gidip, kayalıklara oturup denizi seyretmekte, kara kara ne yapacağını düşünmektedir.

Derken o günlerde gazino işleten ve Hasan Nail'in tiyatro sevgisini bilen bir patron ona iş teklif eder:

"Gel, geceleri gazinomda fıkralar anlat, kısa skeçler oyna, müşterileri eğlendir!.."

Aslında iş teklifi bahanedir.

Amacı Hasan Nail'i bir şekilde istihdam eder gibi görünerek, karnını doyurmasını sağlamaktır.

Bir yanda açlık, bir yanda içkili gazino gibi Hasan Nail'e tamamen ters bir ortam....

Zor bir karardır.

"Olmaz" der, kendi kendine, "hayır, yapamam!.."

Ertesi gün adamı arar, teşekkürler birlikte teklifi kabul edemeyeceğini bildirir.

Aradan birkaç gün geçer.

Bir gün gene Kumkapı kayalıklarında dalgın dalgın otururken, ceketinin cebine bir zarfın konulduğunu hayal meyal hisseder.

Birkaç saniye yine denize bakmayı sürdürür.

Sonra ani bir içgüdüyle, arkasını döner ve tanımadığı bir adamın bir arabaya doğru hızla koştuğunu görür.

Araba hareket ederken arka koltukta oturan esas adamı da farkeder:

Zarfı gönderen gazino sahibi olan o adamdır!

Cebine bırakılan para da, o zamanın şartlarında bir insanı 2-3 ay rahat geçindirecek bir paradır.

En yakın dostlarının bile kendisinden uzaklaştığı bir dönemde, bir gazino patronunun gösterdiği bu insanı duyarlılık, Hasan Nail'i mutlu ettiği kadar acı tebessümlere de boğmuştur.

Son yıllarda bazı dizilerde oynuyordu.

Nispeten daha rahat bir ortamda tiyatro sahneliyor, öğrenciler yetiştiriyordu.

Onu uzaktan ama gizli bir mutlulukla izliyordum. Ölümü bir anda oldu.

Dünyadaki çilesi bitti.

Mekanı cennet olsun!..

MÜNAŞAKA

Şair Abdülhak Hamit, bir gün kendi adı verilen caddeden geçerken "Keşke belediye benim ismimi bu caddeye vereceğine, bu caddedeki apartmanlardan birini bana verseydi" diye hayıflanmış.

Bakalım ömrü yoksulluklarla geçen Hasan Nail'in ismi nereye verilecek?

SÖZÜN ÖZÜ

Bir ülkede kültür ve sanattan ziyade para ve servete önem verilirse, orada cüzdanlar şişmiş, kafalar boşalmış demektir. (B. Frederick)

SANATÇIYA HEYKEL

Fransa'da yetkililer, geniş bir meydana çok değerli bir sanatçının heykelini dikmeye karar vererek bu konudaki niyetlerini sanatçıya iletmişler.

Sanatçı mahcup bir edayla "Bu heykel için ne kadar para harcamanız gerekiyor?" diye sormuş.

Yetkililer "İki milyon Frank'a mal olacak" deyince, geçim sıkıntıları içinde yaşamaktan bunalmış olan sanatçı "Affedersiniz" demiş "Siz o meydana bir plato yapın. O harcayacağınız paranın da yarısını bana verin, ben her gün orada heykel gibi dururum!" (Z. Çamlı'ya teşekkürler)

Kaynak: Vakit Gazetesi
Bu haber defa okunmuştur.