![]() |
Basından 'Tohum Dergisi' |
|
Hasan Nail Canat / Hilal Tiyatrosu Turne Notları Tohum Dergisi / 01.10.1969 1968 kışının en soğuk günlerinden biri... Ellerim pardesümün ısınmak bilmeyen ceplerinde, ağır adımlarla tiyatroya gidiyorum. Bir gün önce yağan karın ayaklarımın altında çıkardığı sesler, toparlamaya çalıştığım bir mevzunun fonunu canlandırıyor. Türkiye'nin en güzel salonlarından biri olan Kayseri Devlet Tiyatrosu'nun C-2 numaralı koltuğunda o gün en cahil alkışlar arasında yalnız kalmanın acısı ve şuurlu olmanın gururu içinde; öz varlığına en nâzikâne şekilde küfreden bir oyun seyrettim. Kıyafetleriyle kaliteli zannını veren aslında lüzumsuz bir kitlenin tıklım tıklım doldurduğu salonda ikinci perdenin başlamasını beklerken sol yanımdaki şık ve zarif hanım: - Afedersiniz, diye söze başladı. Tavrımı hiç bozmadan hafifçe döndüm. - Merak ettim hiç alkışlamıyorsunuz. Acı acı güldüm ve; - Ruhumun katilini kahraman mı ilan edeyim? Acı gerçeğin ifadesi olan bu cevabım karşısında şık ve zarif (!) hanım boynunu "anlayamadım" mânâsına bükerek zavallı bakışlarını kırmızı perdeye çevirdi. Dünyanın en tesirli eğitim yuvalarından biri olan tiyatro birbirini ite-kaka gelen bu gönüllü ve şuursuz mahlukların manevi değerlerini kesmeye hazırlanmış modern mezbahâne durumunda... Dünün tiyatrosu asil ölçüler içinde sanat dünyasının en şerefli makamında gururla otururken bugün savaş meydanında eline alanın paldır küldür düşmanına saldırdığı basit kılıç haline gelmiştir. Elektriğin mucidi Edison bugün mezarından kalkıp atom harikasını görse ağzı açık kalır ama, tiyatronun babası ( Sheakespeare ) mezarından kalkıp bu rezaleti görse ne yapar bilmem. İşte bu düşüncelerin beynimde zonkladığı ve bana hayatımın en müthiş kararını verdiği âdi ve basit sebeplerin o ânâ kadarki pısırıklığımın kesin kararı olmazı yendim ve bir tiyatro kurmaya karar verdim. Etrafımda samimi bir kadro, her türlü maddi imkandan uzak ve her şeye rağmen karar ve cesaretimizden bir şey kaybetmeden çileli bir çalışma devresine girdik. Eserinden efektine, dekorundan kostümüne kadar amatör ellerin mahareti olan tiyatromuzun tek başarı noktası her şeyde samimiyetin hüküm sürmesinden ileri geliyor ve tahminimizin fevkinde bir kalite ile meydana çıkmak istiyoruz ve hazırlanıyoruz. Tek düşüncemiz borçlarımızdı... Bu borçları ödeyememekten korkuyorduk. Ama lazım olan her şeyi de almaktan kendimizi alamıyorduk. Ve nihayet oyun hazır. Organizatörden haber bekliyoruz, dört gözle. Bu anda korkunç haber; "Hiçbir yerde hiçbir dernekle anlaşma yapılamadı". Sebep? "Tanınmış bir topluluk olmadığımız, tanınmamış oyun seyircisini tatmin edemez ve o tiyatroyu angaje eden derneğin prestiji sarsılır". Organizatörümüz mağlup olmuş bir güreşçinin ruh hali içinde ağlamaklı bir sesle durumu bildirirken kader yükünün bütün ağırlığıyla omuzlarımıza bindiğini hissediyor ve "Her şey bitti" diyorduk. Her şeyi yüzüstü bırakmak olmazdı. Mutlaka bir şeyler yapmak zorundaydık. Ve yaptık. Kayseri'nin civar kazalarının bir kaçına her türlü teminatı vererek anlaşmayı kabul ettirdik. 2 Şubat 1969 günü Yeşilhisar'ın belediye sinemasını tıklım tıklım dolduran heyecanlı bir seyirci kitlesine tiyatromuz ilk oyunu sundu. Alkış... Alkış... Alkış... Ve biz sevincin zirvesinde ıslanan gözlerimizle birbirimizi kucaklıyoruz. Oyunun sonunda dekorumuzu arabaya yerleştirdik ve ertesi gün oynayacağımız Pınarbaşı kazasına doğru yola çıktık. Bu sevincimiz çok uzun sürmedi. Yeşilhisar'ı henüz yeni terketmiştik ki, karşımızdan gelen bir taksi bindiğimiz minibüse feci bir şekilde çarptı. Müthiş bir gürültü. Yaralanan arkadaşların çığlıkları, etrafa saçılan cam ve ümit parçaları, sabaha kadar ifade ve kâbus. Ertesi gün kadromuz Türk Ocağı'nda son kararını veriyor: "Bir araba tutup çıkalım, başka çare yok". Bu karar 3 gün sonra tatbike başlanıyor. Yozgat-Sungurlu-Ankara Yenimahalle'de kendi hesabımıza birer gün oynadık. Netice: Yozgat'ta bilet satılmadığı için oyunu iptal... Sungurlu'da salon parasını çıkaramadığımız için satılan saatler ve Ankara'da rehin olarak bırakılan elektrik cihazları ve benzin parasını bir eski dosttan alarak daha büyük bir hezimetle Kayseri'ye dönüş. Bu kadar yıkıcı hadiselerden sonra bize tavsiye edilen tek yol bu tiyatroyu feshetmekti. Bu yol maddi ve manevi bakımdan bizim için daha büyük bir yıkılıştı. Çünkü kuruluş masrafı olan 12 bin lira borcumuzun üzerine 6 bin lira da zarar eklenmişti. Borçların taksitleri yaklaşıyor ve geçim sıkıntımızın üzerine icra mektupları ve alacaklarımızın hakarete kadar giden ikazları bize bir kriz devresi yaşatıyordu. Zengin olmamalarına rağmen davalarına bağlılıkları sebebiyle bize çok yardımı dokunan Kayseri Büyük Doğu Çevresi olmasaydı Hilal Tiyatrosu bugün "Moskof Sehpası" 100.000 kişiye hitap etmiş olmanın sevincini yaşamayacaktı. Çünkü tam yıkılacağımız anda önemli borçlarımızı ödeyen, çalışmamız için salonlarını veren Kayseri Büyük Doğu Çevresi'nin verdiği manevi güçle Moskof Sehpası'nı hazırladık. Komünizm esareti altında yaşamış ve vatanlarından kovulmuş Kırımlı din kardeşlerimizin dramını gözler önüne seren "Moskof Sehpası" adlı piyesimiz oldukça alâka gördü ve 3 ay aralıksız Anadolu'da temsil edildikten sonra Temmuz ayında da MTTB salonunda İstanbul seyircisine takdim edildi. Bugün seyrettiğiniz veya seyredeceğiniz Hilal Tiyatrosu'nun azimli ve davasında kararlı kadrosunu yakın bir gelecekte Türk ve İslam sanatının sahne öncüleri olarak göreceğiniz gün davamızın sancağı daha kıvançlı dalgalanacaktır. Kaynak: Tohum Dergisi |

