Hasan Nail Canat ile bir konuşma
Moskof Sehpası / 1973
1973 yılında yayınlanan 'Moskof Sehpası' isimli tiyatro eserinin son sayfalarında yer alan, Hasan Nail Canat'ın Türk tiyatrosuna, tiyatro ahlakına ve muhafazakar kesimin tiyatroya bakış açısını belirten sorulu-cevaplı konuşma metnini aşağıda okuyabilirsiniz.
Kısa bir mazisi olan Milli Tiyatro hareketine, 6 yıl turne yaparak inkar edilmez bir katkıda bulundunuz. Gerek topluluğunuz, gerekse temsil ettiğiniz oyunlar şüphesiz ki alışılmış sahnelerden farklı. Bu farklılık Anadolu'da nasıl karşılanıyor?
İlk zamanlar büyük güçlüklerle karşılaştık. Bizi gizli bir teşkilatın temsilcileri zannederek saatlerce sorguya çeken idareciler, tekliflerimize dudak büken salon sahipleri, angaje etmekten çekinen dernek mensupları, "tiyatronuzda kaç tane avrat var" diyen insanlar. Şimdi ise bütün Türkiye böyle faaliyetlerden haberli. Moskof Sehpası 1000'e yakın oynandı. Birçok yerden ısrarla isteniyor. Yalnız bu piyesle, yarım milyona yakın seyirciye hitap ettiğimizi söylersem Anadolu halkının milli tiyatroya karşı alakası hakkında bir fikir vermiş olurum.
Turnelerde her gün yeni insanlarla karşılaşıp yeni heyecanlar yaşadığınız muhakkak. Sizi çok duygulandıran, unutamadığınız olaylar var mıdır?
Moskof Sehpası'nı Konya'da 1500 kişilik büyük bir salonda gündüz kadınlara, akşam umuma temsil ettik. Kadınlar matinesinde en az 2000 kişi vardı. Piyesin ikinci perdesinde tarifi güç bir tezahürat başladı. Bütün kadınlar hıçkırarak ağlıyorlardı. Heyecandan bayılanlar olmuştu. Bir tablo arasında perdeyi kapatarak ilüzyonun kırılması için 10 dakika ara vermek zorunda kaldık. O günü hiç unutamam. En çok seyirciyi de Samsun Açık Hava Tiyatrosu'nda gördük. Sanki bütün Samsunlular oraya gelmişti. Alkışların gök gürültüsünden farkı yoktu. Hiç unutamadığım olaylardan biri de; 29 Ekim 1968'de Fikir Tiyatrosu ile Ankara Üçüncü Devlet Tiyatrosu'nda Necip Fazıl'ın Sultan Abdülhamit piyesini oynarken vuku buldu. Salona bizi protesto ettirmek için mâlum çevreler 80 kişi kiralayıp göndermişlerdi. Bir tablo bitiminde bunlar yuh çekerek küfrediyorlardı. O zaman acemi ve heyecanlıydım. Küfürlerine mukabele ettim ve yangın kancasını elime almıştım. Rejisörümüz Üstün İnanç kolumdan tutup "Ne yapıyorsun? Sakin ol" demeseydi elimden bir kaza çıkabilirdi. Unutamadığımız birçok olayla karşılaştık. Şurasını belirteyim ki; hiçbir zaman halkın ters tepkisini görmedik.
Günümüzdeki tiyatroları nasıl buluyorsunuz? Sizce tiyatro nasıl olmalı? Tiyatrolar arasında her yönüyle beğendikleriniz var mı?
Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de sanat olayları tam olarak takip edilemeyecek kadar hızlandı. Tiyatrolar da günden güne artıyor. Bu artış büyüme değil çoğalmadır. Avrupa'nın en ünlü eleştiricileri, yazarlara; "Sokaktaki adamdan bahsedin" diyorlar. Türk tiyatrosu -her şeyde olduğu gibi- Avrupa'yı taklit etmekle görevini yaptığı zannediyor. Biz kendi sahnemizde Batı insanının bunalımını seyrederiz. Seks ve hızlı yaşantı gençliğin ulaşılacak hedefi olarak biliniyor. Manevi değerler ve milli kıymetler sinema ve tiyatroların alay konuları oldu. Hiç tanımadıkları gerçek din adamını, yeryüzünde hiç rastlanmayan tipler halinde çizerler. Çünkü Avrupa'nın cesur sanatçısı cennetin anahtarını satan papazı tenkit etmiştir, onunla alay etmiştir. Bunu taklit etmemek medeniyetsizlik (!) olmaz mı? Bu anlayış inançlarımıza ve topraklarımıza ters düşüyor. Bir de sefalet edebiyatı ve kışkırtma politikası var sahnelerimizde. Ekmek uğrunda yapılan savaşlar, hayatın devamı için vazgeçilmez değerdir. Ama insanın biricik hedefi ve yaratılış gayesi değildir. İktisadi bir doktrinin kan ve ihtilal meraklıları sahneye çıkarsa, ya da saf sanatçıyı maşa olarak kullanırsa elbette böyle tepinir. Bunlar temsil ettiklerini söyledikleri Anadolu insanının ruh yapısından haberli değiller.
Demek ki, camilerde beli bükük ihtiyarla birlikte mahkum olan İslam fikri hiçbir yazarın ruhunu, hiçbir tiyatronun sahnesini aydınlatmamış. Ya da sayılacak kadar az, Müslüman sanatçıya seslerini duyurma imkanı verilmiyor.
Tam yaranın üstüne bastınız. Sanatın gerçek tarifi, parolamız haline gelen "Sanat Allah'ı aramaktır". Bu tarifin mana duvarları arasında kaç sanatçı görürseniz mahzun ve yalnızlığa mahkum bırakılmıştır. Şuurlu Müslümanların çok değer verdiği, kozmopolitlerin kıskançlıkla diş etlerini yediği, inançsızların ateş püskürüp bir kaşık suda boğmak için fırsat kolladıkları dünyaca meşhur Necip Fazıl Kısakürek bile bu terkedilişin içinde değil midir? Biz 6 yıldır binlerce insana ne anlattıysak hepsini Necip Fazıl'dan öğrendik. Şuur trafiğimizi ondan aldık. Ertuğrul Muhsin'in sahnede Necip Fazıl'ın temsilcisi olduğu zamana ulaşamadık. Ama ihanetle biten bu izdivacın mutluluk anılarını çok okuduk.
Sizin paralelinizde şimdiye kadar faaliyet göstermiş ya da faaliyette bulunan tiyatrolar var mı?
Milli Tiyatro kıpırdanışlarının başında Üstün İnanç'ın kurduğu Fikir Tiyatrosu'nun geldiği söylenebilir. Necip Fazıl'ın Sultan Abdülhamid piyesini büyük çabalar sonucu sahneye koymuştu. O günün şartlarına göre bu aksiyon tebrik ve alkışa değer. Halen turnede olan A. Kars'ın İbret sahnesi Necip Fazıl'ın Yunus Emre piyesini beğendirdi. Hayrettin Şallı'nın kurduğu Bursa Elif Tiyatrosu, "Türk Kanı" adlı piyesle kendilerinden hayli bahsettirdiler. İzmir Fatih Tiyatrosu'nu kuran Necdet Başer, Necip Fazıl'ın "Bir Adam Yaratmak" piyesini oynadı.
Bazı tiyatro topluluklarının İslam büyüklerinin hayatlarını sahneye koyarak turne yaptıklarını biliyorsunuz. Büyük değerleri küçük imkanlarla anlatmaya çalışan bu grupların samimi kimseler tarafından kurulduğunu ve Anadolu halkının büyük alakasını gördüklerini duyduk. Çok dikkatli davranılması gerektiğine inandığımız bu tip piyeslerin temsil edilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Biz de tiyatroya aynı hareketle başladık. Hatamızı çok kısa bir zamanda idrak ettik ve alakaya rağmen yol değiştirdik. Bugün sahabelerden herhangi birinin hayatını kim temsil ederse etsin, nasıl oynarsa oynasın, dinine bağlı halk akın akın gelir ve seyreder. Anasından, babasından, sevgilisinden daha çok sevdiği bir kimsenin, bir sözünü duyabilmek, yaşantılarını görebilmek için her şeyini feda etmeye hazırdır. Çilekeş insanımızın bütün maddesi yanarken, gözlerini kısmış, alnında iki paralel çizgi, büyük bir vecd içinde dalgın görürüz. Ona küçük bir menkıbe anlatsanız nefs muhasebesi içinde ağlamadan görmek mümkün değil. Bahsettiğimiz piyesler Anadolu'da tutulur. Halkın yüreğindeki sevgi, cebindeki alınteri alınabilir. Bu yolda şöhret yapmak ve para kazanmak için fazla kabiliyete hatta ehliyete de lüzum yoktur. Bir de madalyonun ters yüzündeki korkunç gerçek çizgilere bakarsak; bu işin hizmetten çok istismara, sanattan çok halkı şartlandırıp sanattan uzaklaştırmaya daha yakın olduğunu görürüz. Sözü fazla uzatmadan bu işle uğraşanlara iki şey soracağım;
1. Tarihte adı geçen bir fahişenin ya da sahte bir kahramanın hayatı, zirve imkanlarla temsil edilirken, Peygamberlerden sonra Allah'ın en sevgili kulları olan o yüce insanların hayatlarını kırık dökük temsil etmeye çalışmak onları küçültmekten başka ne işe yarar?
2. Gişe hasılatını yükseltmek için hiçbir manevi ölçü tanımayan, öz kızlarını sahneleyerek geçinen kimseler bu işin para kazandığını farkederler de, bir Tophane ekibi kurup "Hazreti Peygamberin Hayatı" adıyla turneye çıkarlarsa; bunları nasıl durdurabiliriz ve bunun mesulü kim olur?
Bu hatalı yolu seçen arkadaşları en kısa zamanda istismar ihtimalinden uzak, aşılması güç ama mecburi sanat yolunda bekler ve şimdiden tebrik ederiz.
Milli tiyatro hareketinin büyümesi, bugünkü seyircisini aşarak bütün topluma hitap eder hale gelebilmesi için neler yapılmalı? Bu yolda kaydedilmiş ilerleme var mıdır?
Başladığımız nokta ile içinde bulunduğumuz durum arası pek uzak sayılmaz. Bahsettiğiniz büyümenin ve ilerlemenin yapılabilmesi için:
1. Bu tip hareketleri; yıkıcı, durdurucu ve korkutucu tenkitlerden uzak, teşvik etmek gerekir.
2. Samimi, fedakar, şuurlu, istikrarlı ve ehliyetli kimseleri bu yola teşvik etmek lazımdır.
3. İmkan. En önemli meselemiz bu. Yardım değil, bu uğurda çalışanlara yatırımla imkan verilmesi lazım.
Mayıs ayında yeni ve değişik bir faaliyetinizin olacağını duyduk. Bu konuda açıklayıcı bilgi verir misiniz?
Önümüzdeki Mayıs ayında yine kendi eserimiz olan "Kader" piyesini sahneye koyacağız. Konu, kadere inanmayan bir insanın kaderi ve ruh macerası. Piyeslerim içinde en çok üzerinde çalıştığım ve çok beğendiğim "Kader" oldu. Asıl yeniliğimiz daha sonra. Önümüzdeki tiyatro mevsimini İstanbul'da bir salon kiralayarak Necip Fazıl'ın eserlerinden biriyle açmak niyetindeyiz.
Bu eserin ismini açıklar mısınız?
Reis Bey.
Kaynak: Moskof Sehpası ( 1973 ) |