![]() |
Basından 'Milli Gazete' |
|
Aşk olsun hocam, aşkolsun! Milli Gazete / 21.10.2010 Bugün sana geliyoruz Hasan Ağabey. Bugün mezarın başında dua edeceğiz. Biliyoruz, ettiğimiz dualar yaşayanlar için. Biz de zaten yaşadığımıza kendimizi inandırmak için geliyoruz biraz da yanına. Hani tiyatro yapamadığın zamanlarda -baskılar, yıldırmalar, ihtilaller filan- yazabildiğin kitaplar gençlerin elinden düşmüyor hâlâ. Çocukları severdin, onlara yazdığın oyunlar kitaplarda oynanıyor, bilesin. Ha bir de adına site açıldı. Ne çok dostun varmış orda gördüm. Hiçbir şeyin tadı kalmamış be Hasan abi. Yılı unutanlardan değilim. İşte yıllar önce bugün aramızdan ayrılırken yüzünden bir tek tebessümünü eksik etmedin. 2004 yılını bir türlü tutamadığımız ajandalara yazdırdın. Dün ne yediğini, ne yaptığını unutan benim gibi bir adama bile unutamayacağı bir tarih attırdın. Aşk olsun, ne diyeyim. Son oyun Üsküdar'da mıydı? Sen ışıkları ayarlayan, sesleri sahneye veren bir cihazın başındaydın sanırım. Bu kez seyretmeye kararlıydın. Aynalar yolunu kesecek oysa Hasan abi. Sahnede gördüm arkadaşlarını, dostlarını, talebelerini... Sonra sen çıktın sahneye. Sakarya Türküsü'nü söyledin değil mi? Bir bakan görür gibi oldum arada. Plaket mi ne verecekti sana. O anı bilmem de gecenin karanlığında iki yöne ayrılan ekibinizi uzaktan izledim. Sanki bir film gibi. Bazen kendimi de görür gibi oldum dersem inan. Üsküdar- Harem arası en iyi yürünerek gidilir. Denizin dalgaların duymak için yanınızdan geçen araçların gürültülerini kulağınızda ayrıştırmanız gerekir. Zamanla alışıyor, sesleri ayırt edebiliyorsunuz, ben denedim. Yürürken hangi müzikler iyi gider? Bak bu soruya şimdi ben cevap vermeyeyim. Seyyahlar çok iyi bilir cevabını, sevmem ukalalık etmeyi. Sen şimdi, ya da o an şu soruyla çıkabilirsin karşımıza. Ben neleri değiştirdim, sizde ne gibi bir gelişme oldu? Sonra hızını alamaz, bilirim merak edersin, bensiz neler oldu diye sorarsın. Ya da sormazsın da ben sormuşsun gibi yapar, hem zihnimde seni biraz daha canlı ve bizimle tutmuş olurum, hem de unutmak hastalığından bir miktar uzaklaşmış olmanın yolunu bulurum. Gençler de kimmiş demedin Önce ilk sorunun cevapları arasında koşturaduralım. Anladığım kadarıyla sen bizim gibi yorgun değildin. Ömür insana ne ağırlıklar taşıtıyormuş. Sen ağırlıkların yanında yorgunluklarını hafifletecek sebepler bulmuşsun. Belki de etrafında onca gencin olmasının sebebi oydu. Oysa şimdilerde uzun süreli bir heyecan dalgası yaşayan ihtiyarların gençlerden uzak, kuytu köşelerde gençlik iksiri içmiş gibi birbirlerine 'iyiyiz' nutuklarını görüyorum. Sen neden yaşlılığını insanların başına dert etmedin ki ağabey. Çevrendeki gençleri uzaklaştırmak için çok da önemli sebeplerin vardı. Bir kere sen tecrübeliydin. Nereye gitsen sana değer veriliyordu. Etrafındaki gençleri tanıyan mı vardı? Diyelim büyüklük ettin, ellerinden tuttun o gençlerin, hiç mi yaramazlık yapmadılar, senin canını sıkmadılar? Bu işlerin hilesi hurdası da varmış Hasan abi. Senden sonra öğrendik bunları. Sen huysuzluğunla gençlerin sabrını sınamak yerine, oturttun onları yanı başına. Çay söyledin ve anlatmaya başladın. Gençler bazen seni susturdu, hiçbir şey demedin. Haksız olduğunu söylediklerinde bile, tebessümün yüzünde durdu. Bu gençler de çok oldu demedin be abi. Sahneye ille de ben çıkacağım diye tutturdun diyelim, bir öğrencin de hocam, bizi yetiştirmedin mi, bize neden destek olmuyorsun, birikimlerini neden bizim sahnede daha iyi oyunculuk çıkarmamız için paylaşmıyorsun mu dedi. Sen ne zaman sahneye çıkacağını ne zaman ineceğini bildin. Ekibe ışıkçı diye aldığın yan elemanların işini de yeri geldi yaptın. Oysa sen asırlık bir sanatçıydın. Ekibini yeri geldi tevazuuyla yeri geldi kibirle ezebilirdin. Biz de 'Sahne senin hocam!' derdik. Yok, sizi yetiştiren, büyüten inancınız neyse size bilgi ve tecrübenizi gençleri ezmek için değil, onları geliştirmek için öne çıkarmayı öğretmiş. Bizim derdimiz iyi oyun sahneye koymak değil, bu insanların bizim sahnede görünmemize ihtiyaçları var da demediniz. Aşk olsun hocam, aşkolsun! Senden sonraki sahneleri biz gerçek hayatımızda yaşadık. Sen sahnede oynar ve oynatırdın. Şimdilerde hayat bir oyun sahnesi. Birol'a bakarsan o arada bir vuruyor senin tarafa. Eyüp'te mezarın başında dua ediyor. Korkarım ki gizli gizli seninle konuşuyor. Neyi konuştuğunuzu inan bilmiyorum. Fatih desen iş yerini yaklaştırdı olduğun yere. Edirnekapı yakın ya sana, hesapta. Ama öyle bir iş yoğunluğu ki, dostlar bir araya geleceği zaman Fatih, randevu defterinde kendine zaman yazmayı unutuyor. Bünyamin'i arada gazetede görür gibi oluyorum. Keyfi yok, ağır acılar yaşadı ondan mı bilmem. Biraz zorlasam güleç yüzünü hemencecik ağlatabilirim. Ama hiçbir şey yokmuş gibi konuşmayı tercih ediyorum onunla. En son bir iftara çağırdım onu, çorbanın tuzu yok dedi diye çok kızdırdı beni. Tuzluğu fırlattım ona. Sonra da göremedim bir daha. Vicdanı mı bir yerleri ağrıyor galiba. Ama bilsin ki düzelir her şey. Hayat sünnetullaha göre akıp gidecektir. Bugün sana gelemiyorum İffet! Harun mu? O bildiğin gibi. Yine karşıda. Sen severdin karşıyı. Altunizade'yi en çok. Ne zamanlar geçmişti değil mi orada. Ne oyunlar sahnelenmişti! Ama haksızlık yapmayalım Harun'a. Hal hatır sorar, izini kaybettirme çabasını kendi elleriyle bitirir. Onun yüz ifadeleri ve anlattığı olaya verdiği mizah duygusu bize o anlamlı sahneyi unutturamaz ama. Hani seni de sahne gerisinden ağlatan: "Bugün sana gelemiyorum İffet!" Bugün sana geliyoruz ama Hasan ağabey. Bugün mezarın başında dua edeceğiz. Biliyoruz, ettiğimiz dualar yaşayanlar için. Biz de zaten yaşadığımıza kendimizi inandırmak için geliyoruz biraz da yanına. Hani tiyatro yapamadığın zamanlarda -baskılar, yıldırmalar, ihtilaller filan- yazabildiğin kitaplar gençlerin elinden düşmüyor hâlâ. Hatta senin tiyatro metinlerin de bulunabildiği ölçüde yayınlanıyor. Çocukları severdin, onlara yazdığın oyunlar kitaplarda oynanıyor, bilesin. Ha bir de adına site açıldı. Ne çok dostun varmış orda gördüm. hasannailcanat.com'da senin oynadığın sinema eserleri, diziler ve oyunlardan, medyaya verdiğin görüşlerden bölümler var. Bir de senden neredeyse bize kalan asıl hatıralar, fotoğrafların var. Sahnelerde ne var ne yok, diye sorma! Ödenekli tiyatrolar yerli yerinde. Özel tiyatrolar da öyle. Bazen inançlı insanların canını sıkacak oyunlar sahneye koyarak mahalle baskısı ölçmeye çalışıyorlar. İnandığı değerleri sahneye taşıyan insanları görebilsem, seni de haberdar ederdim. Uzun zaman oldu göremiyorum artık onları. Belediyeler senden sonra çok değişti. Hani sen yaşarken 'tedirgin' işler yapıyorlardı. Aman bize şucu bucu demesinler diye zorlanıp duruyorlardı. Hatta senin yanına bile çekinerek geliyorlardı. Ya beyaz sakallarından irtica çıkaran bir medya diline düşersek diye. Şimdilerde acayip rahatlar. Artık irtica tehlikesi yok. İr diyen ticayı getiremiyor, çünkü kendi dertlerine düştüler. İkna Odaları'nın mucidi Nur Serter'i bile, başında örtüsüyle hesap soran gencecik Esra Elönü karşısında televizyonda savunmasız gördüm ya, yeter bana. Vereceği cevap bulamayınca stüdyoyu terk etti. Hey gidinin Serter'leri. Şimdilerde neredeyse 'ikna odaları'na girmek zorunda kalmış gibi ıkınıp sıkılıyorlar. Oysa ikna olmalarına da gerek yok, sadece baskıcılık yapmasınlar yeter! İşte böyle be ağabey. Haberin olmamıştır muhakkak. Bu hafta Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde Beyaz Sinema'nın kırk yılı etkinliği yapılıyor. Tek kişilik dev kadro Ali Murat Güven'i unutmuş olamazsın. İnat etti ve senin de dostun olan yönetmenlerin filmlerini bir araya getirdi. Bu hafta sonu adı Beyaz Sinema ya da inançlı insanların yaptığı sinemayla anılan yönetmenler bir araya gelirse kimse şaşırmasın. Ha, lafa dalıp unutmayayım. Senin de oynadığın sinema filmleri gösteriliyor Tarık Zafer'de. Ama bir fark var. Mesela senin oynadığın film gösterilecekse, başında Hasan Nail Canat'ı rahmetle anıyoruz diye yazılıyor. Dijital onarımı yapılmış filmlerde hem senin oyunculuğun, hem de seni unutmamak adına böyle bir anma var. Mason olmayı niye unuttun Hasan abi! Bugün senin vefat yıl dönümün ya, Tarık Zafer'de bol bol senden bahsedecek Ali Murat Güven ve yönetmen arkadaşların. Katkıların dolayısıyla hoş sözler edilecek ardından. Bir ara birlikte oraya gideriz. Sonra biz yine gizlice kaçarız bir yerlere. Senin damarlarında kan yerine çay dolaşırdı bilirim, bir yerlerde çay içeriz. Turne anıları dinleriz senden, sonra projelerinden bahsedersin bize. Birol yeni fikirlerle eklenir cümlelerine, Harun tütün derdine kıvranır açık havaya dolanır. Öyle işte. Bak senden ayrıldıktan sonra biz böyle bir araya geliyoruz diyen arkadaşların var. Sahnede bir araya gelemiyorlar, hayır. Hani sana bahsettiğim belediyeler var ya, artık tedirgin değil, arayıştalar. E, sen de yoksun, ne yapsınlar. Ben yine de sahnede bir şeyler değişir diye bekliyorum. Birol'u gördüğümde soruyorum senin yerine ne var ne yok diye. Adın bir kültür merkezine hâlâ verilmiş değil. Ulvi abinin dediği gibi mi yoksa. Abi sen yaşarken mason olmayı unuttu muydun? Eyvah Eyvah! Ne kızıyorsun ki, inançlı insanlar iktidarda diye. Sanatla ilgimiz siyasete ilgimizin yüzde beşi kadar hâlâ. Yok değişmedi durum. Ortalama ortalama gidiyoruz. Sahnede inandığımız değerlere küfür yemezsek yetiyor bize. En sanatsalından kaygılar diye bir derdimiz yok. Onu oyunları sahneye koyanlar düşünsün. Başkanlarımız alkışlamayı seviyorlar. Tabi tabi, arada oyun izlemeye gidiyorlar. En son ben bir başkanımızı görmüştüm galada. Sahnedeki oyunda "Ya Rabbi"yi söylerken akıl diliyle cinsel göndermelere giden üfürükçü hocayı alkışlarken gördüm. Espriyi anlamamıştır diye düşünecektim ama, anlamazlıktan geldiğini fark ediverdim. Çünkü artık hep böyleyiz. Anlamazlıktan gelerek vaziyeti kurtarıyoruz. Yoksa kim uğraşacak kurumsal destek verip gerçekten sanata gönül vermiş ama inancını da kuliste bırakmamış oyuncuların yetişmesiyle. En kolay ve doğal olanı yapıyorlar. Görevleri bittiğinde yenileri gelecek nasıl olsa. Kültürel iktidar diye bir şeyi ancak üstlerine gelen medyacıların ironik diline koydukları dekoderden anlıyorlar. Ama yine de anlamazdan geldiklerini söylemek isterim. Ne demiştik, ağabey. Hayat oyunu böyle devam ediyor. Ben şimdi bu yazıyı burada bitirirken, sana bir çok selam iletiyorum. Arada internet sitene bakanlar şeref defterinde ne çok dostun olduğunu görüp şaşıracaklar. Ben şaşırma duygusunu kaybedeli çok oldu. Ama bildiğin gibi bizim için bir de 'hayret makamı' var. Yazı bitiyor abi, uğrayacağım yanına. Beraber üst taraftan geçen teleferikteki çocuklara el sallarız bahçenden. Çiçeklerine bakar, İstanbul'u seyre dalarız. |

