Basından
'Milli Gazete'

Erik Ağacı Destanı

Milli Gazete / 07.05.2006

Bu destanı ne ilham perileri getirdi şairlere, ne de gece sancıları...

Bosna-Hersek li çocuklara yazıldı bu destan.

Dev gibi devletlere - Birleşmiş milletlere rağmen

Sana rağmen, bana rağmen bir milyar kardeşe rağmen

Pınar bakışlı çocuklara sıkılan kurşunlarla yazıldı bu destan...

Çare değil korkak dualarımız,

Kulaklarına ezan okunmuş çocukların,

Gözbebeklerine saklanmış korkulara,

Ve yangın yerine dönmüş ana yüreklerine

Çare değil konforlu gözyaşlarınız.

Yıkılmış şehir duvarlarının emdiği acılara...

Bosna-Hersek te,

Işığın ve derenin süslediği bir erik bahçesinde,

Gün yüzlü çocuklar yarışıyordu kuş gölgeleriyle...

Çocuklar, çocuklarımız...

Oyun yorgunu, okul yorgunu çocuklarımız.

En güzel akşamları getirir annelerine.

Yazılmamış insan sayfaları yavrularımız.

Ah görmeliydiniz erik bahçelerini

Ve çocuk yüklü dalların sevincini.

Kurulmuş pusulardan, soğuk namlulardan habersiz

Mor eriklere yetişmek için küçük ellerin,

Yeşille savaşı görmeliydiniz.

İnci dişler, can eriklerin can damarlarında

Isırılmış baharlar çiziyordu.

Yorgun ikindiler getiriyordu,

Dere boylarına yatmış gölgeler.

Bir canavar sürüsü yaklaştı erik bahçelerine

Kara çizmelerinde karanlığı taşıyarak

Tekmeleyerek utanan yeryüzünü

Kalpleri mühürlü sevgiye ve gökyüzüne...

Bunlar Sırp askerleriydi,

Tükürülmüş yüzleri kirli ve utanmasız.

Kurşun yağmuruna tuttular çocuk yüklü dalları.

Soğuk namlular, ölüm çığlıklarıyla ısındı...

Göz bebekleri korkudan düşecek gibi çocukların

Endişe, baykuş gölgeleri gibi gezindi temiz yüzlerinde...

Gökler ve melekler şaşırdı, tarih kalemini kırdı...

Gözleri çakmak çakmak Sırp haydutlarının.

Yürekleri köpek zehiri gibi korkmuş.

Şeytan salıncak kurmuş beyinlerine

Zaferin en kirlisi ile sırıtıyorlar.

Gökyüzü utanıyor gördüklerinden,

Ve yeryüzü utanıyor,

Ağaçlar saklayamıyor konuklarını

Kuşlar uçup kurtuluyor,

Ama çocuklar uçamıyor.

Kırılan dallar gibi düşüyor çocuk ölüleri...

İnsan insanlığından üşüyor.

Şehir ayaklanıyor silah seslerine,

Korku ve endişe çırpınıyor sokaklarda.

Anneler, yağmur yüklü bulutlar gibi abanıyor çocuk ölülerine.

Gözyaşları kırılmış çiçeklere can veremiyor.

Gökler dolusu çığlık, yürekler dolusu merhamet,

Ölümü yenemiyor.

Ve can çiçeği çocuklar

Artık şarkı söylemiyor.

Vahşet devam ediyor. Analar direniyor

Mermiler vız geliyor. Onlar ölü çocuklarında bir tebessüm dileniyor.

"Ne olur aç gözünü, gülümse...

Konuş benimle, konuşta canımı iste...

Andolsun gölgeleri yere seren ikindiye...

Duyduğum acılara, bildiğim kelimeler yetmedi.

Vahşet yetmedi, zulüm yetmedi,

Mum söndüren üflemeler yetmedi,

Şehirleri alt-üst eden fırtınalara,

Boyunlarına kadın tırnaklarından kolyeler takan

Kolları bağlı yiğitlerin,

Öfkeden çıldırmış gözleri önünde

Namuslarını kirleten,

Sırp canilerini anlatmaya gücüm yetmedi.

Bu destan, şehit çocuklara yazıldı.

Ana çığlıklarına sıkılmış kurşunlarla

Kulaklarına ezan okunmuş çocukların kanlarıyla yazıldı

Dev gibi devletlere, birleşmiş milletlere rağmen,

Sana rağmen, bana rağmen, bir milyar kardeşe rağmen,

Dünyanın neresinde olursa olsun

"Yaralı bir Müslüman ın acısını yüreğinde duymayan,

Kamil Mümin olamaz" ölçüsüne rağmen.

Bu destan bu çağda yazıldı.

Hasan Nail CANAT

Bu haber defa okunmuştur.