![]() |
Basından 'Milli Gazete' |
|
Sahnelerin “Yakaza” hali! ![]() Milli Gazete / 06.11.2009 Yakaza Tiyatrosu çocuklara yönelik hazırladığı "Oyuncakçı Dükkanı"yla bu sezon öne çıkıyor. Birol Cürgül, "Miniklerimizi teknolojinin görünmeyen soğuk yüzünden, soğuk ve ruhsuz pahalı oyuncaklardan biraz sıyırarak, daha içten, samimi ve tahrif olmamış geleneksel oyuncaklarımızla buluşturmayı hedefledik" açıklamasını yapıyor. "Yürekteki Güç" adlı oyun ise miniklerden büyük ilgi görüyor. Birol Cürgül yönetimindeki "Yakaza Tiyatrosu" 2009-2010 sezonu için hazırladığı "Oyuncakçı Dükkanı" adlı Ortaoyunu tarzındaki yeni çocuk oyununu sergilemeye başladı. Dört sezondur büyük ilgi ve beğeniyle izlenen "Yürekteki Güç" oyunuyla dönüşümlü olarak her cumartesi saat 13.00 de Bahçelievler Belediyesi Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezinde seyirci karşısına çıkan "Oyuncakçı Dükkanı" Geleneksel Seyirlik oyunlarından Ortaoyunu'nun hem güncellenmiş hem de içerik olarak çocuklara uyarlanmış yeni bir örneği. Yeni sezonu 3 Ekimde Bahçelievler'de açan "Yakaza Tiyatrosu"; Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezinde 7 Kasım Cumartesi 13.00'te "Yürekteki Güç", 14 Kasım Cumartesi 13.00'te "Oyuncakçı Dükkanı", Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi'nde 21 Kasım Cumartesi 12.00'de "Oyuncakçı Dükkanı" adlı oyunlarını sergileyecek. Ne öğrendiysek ustamızdan... Yakaza Tiyatrosu'nun kurucusu Birol Cürgül, neden çocuk tiyatrosu yaptıklarına ilişkin soruyu şöyle cevaplandırıyor: "Son yıllarda ülkemizde görsel sanatların çocukların üzerinde bıraktığı büyük etki keşfedildi. Bu arada sayısı belirsiz adı belirsiz çocuk tiyatroları türedi. Bu oyunların birçoğunun içeriklerine baktığımızda çocuklara eğitim, kültür, sanat ve ahlak adına yeterli olmadığını hatta tahrifat boyutunda zararlı olduklarını gözlemledik. Bu düşüncelerle çocuklarımıza milli kimlik, ahlak ve geleneklerimize uygun tiyatro oyunları yazıp sahnelemeyi hedefledik. Diğerlerinin arasında farklı bir yol çizmeye, çocuklarımıza faydalı bilgileri tiyatronun güçlü dilini kullanarak güzel ve estetik bir şekilde vermeye çalışıyoruz." Tiyatro çalışmalarına nasıl başladığını ise şöyle anlatıyor Cürgül: "Elbette dini hassasiyetleri olan bir toplumda yetiştik. İmam Hatip Lisesi'nde aldığımız eğitim de bizi bu yönde geliştirdi. Fakat dünya görüşümüzü sanatımıza yansıtmayı, bu hassasiyeti sahnelerde muhafaza etmeyi ve sergilemeyi 1994 yılı ortalarında tanışıp ekibine girdiğim, bu camianın yetiştirmiş olduğu en büyük tiyatro sanatçısı Hasan Nail Canat'tan öğrendim." Birol Cürgül usta tiyatrocu Hasan Nail Canat hakkında şu bilgileri paylaşıyor: "Hasan Nail Canat, en başından beri neyi, niçin ve nasıl yapacağını bilen bir sanatçıydı. Hayatı boyunca hiç bocalamadı, eğilmedi, bükülmedi. Sıkıntı çekti, zorlandı, fakat pişman olacağı hiçbir şey yapmadı. Herkes için örnek bir gönül insanı oldu. Hesap gününü hiç aklından çıkarmadı. Erken yaşlarda şiirle başlayan sanat hayatına, kırk yılı aşkın bir süre emek verdiği tiyatro çalışmalarının yanı sıra; roman yazarlığı, radyo programcılığı, sinema ve televizyon oyunculuğu ile devam etti." Sağır Köyün Sultanları ile ilk adım Cürgül, 1994'te Sağır Köyün Sultanları oyunuyla girer Adım Sahnesi'ne. Daha sonra Canat'la birlikte Bana Mahşeri Anlat, Bir Avuç Ateş, Ebabil Kuşları, Bir Çınar Devrildi, Kazıklar Susayınca, Aynalar Yolumu Kesti, Bir Demet Gençlik, Sakarya Türküsü gibi yetişkin oyunlarının yanı sıra İbişin Rüyası, Süper Bekçi gibi çocuk oyunlarında oynar. Televizyon dizilerinde de rol alan Cürgül, başlangıçta tiyatroya mesafeli durduğunu anlatıyor. Karar süreci ise şöyle gelişiyor: "Her şeyden önce tiyatroya gönül verdiğimde yani lise yıllarımda, tiyatroyu nasıl öğrenirim diye düşündüm. O dönemde bu eğitimi veren tek kurum konservatuarlardı. Ufak bir araştırmayla bizim dünya görüşümüze uygun tiyatro eğitimi veren bir kurum olmadığını gördüm. Üstat Hasan Nail Canat'la tanıştığım güne kadar tiyatro sanatına biraz mesafeli durdum. Onunla tanıştığımda gördüm ki; tiyatro sanatını inançlarıma aykırı düşmeden öğrenebileceğim ve icra edebileceğim bir yer var. Usta çırak ilişkisi şeklinde başlayan tiyatro eğitimime yine onun ilk kez, Üsküdar'da açtığı tiyatro derslerine katılarak devam ettim." Ekibiyle birlikte çok sayıda oyunu sahneye koyan Birol Cürgül oyunlar hakkında şu bilgileri veriyor: "2005-2006 yıllarında tiyatro dersleri verdiğim öğrencilerimle birlikte sahnelediğim "Şehidin Türküsü" adlı, şehitlik özlemini anlatan oyunum, Özel Şefkat Koleji öğrencileri tarafından eşim Hale Canat Cürgül yönetiminde sahnelendiği SOBİO "Sosyal Bilimler Olimpiyatı" sahne sanatları kategorisinde yarışarak Türkiye ikinciliği aldı. Bu gurur verici tablo yeni oyunları ardından getirdi. Dört sezondur oynadığımız "Yürekteki Güç" adlı oyunumuzla minik izleyicilerimize kişisel temizlik genel ahlak kuralları, çevre bilincini öğretirken, gerçek gücün bilekte değil yürekte olduğunu anlattık. Sadakati, dostluğu, hoşgörü ve yaradılışımıza uygun yaşamayı anlayabilecekleri bir dille eğitici ve eğlendirici bir üslupla fabl tarzı bir anlatımla sergiledik." Sıradanlaşmadan yazmaya yönelmek Birol Cürgül'ün yazıp sahnelediği Oyuncakçı Dükkanı'nın gelişimi ve getirdiği yenilikler şöyle: "Geleneksel seyirlik oyunlarımızdan ortaoyunu tarzında bir çocuk oyunu sahneye koyduk. Sadece ramazan aylarında ramazan pidesi gibi ortaya çıkarılan ortaoyununu kalıbını tahrif etmeden güncelledik. Daha hayatın içinden bir içerikle çocuklarımızı eğlendirerek eğitmeyi amaçladık. Miniklerimizi teknolojinin görünmeyen soğuk yüzünden, soğuk ve ruhsuz pahalı oyuncaklardan biraz sıyırarak, daha içten, samimi ve tahrif olmamış geleneksel oyuncaklarımızla buluşturmayı hedefledik. Onlara el örgüsü bebekleri, topraktan bülbül testisini, tahtadan topacı, cambazı, şeytanminaresini, Karagöz - Hacivat'ı, el yapımı oyuncakları tanıtmaya çalıştık. Söze dayalı ortaoyunuyla aynı zamanda çocukların hayal gücünü geliştirirken dil gelişimine de katkıda bulunmaya çalıştık." "Yakaza Tiyatrosu" sadece çocuk oyunları sahnelemeyi amaçlıyor. Cürgül'ün belirttiğine göre izleyiciyi yakalayacak ve mazlumların yanında saf tutacak bir oyun hazırlığı da var: "Yetişkinlere yönelik bir oyun yazıp sahneleme arzum yıllardır var. Bir komedi, trajedi, dram veya melodram. Büyüklere söyleyecek çok fazla sözüm var aslında. Ama Yunus'un dediği gibi "söz ola götüre başı, söz ola bitire savaşı, söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz." Belki de konjonktürden, hep eksik kalan bir nokta olmuştur. Defalarca kez yazdığım ve bıraktığım oyunlarım var. İnsanlara bir şeyleri yazarak ya da konuşarak anlatmak daha kolay belki de... Ya oynayarak, göstererek, izleterek, sınayarak... Yüreğime sığdıramadığım ne davalar var. Benden bir nehir gibi akıp gitse izleyenlere. Filistin'den tutun da insan haklarına, tamiri mümkün olmayan insan portrelerine, nice konjonktür gereklerine, acılara, mutluluklara erişmeyi hedefleyen bir çok oyun son perdesini beklemekte. Ama artık uzak değil son perdeler. Çünkü oynanmakta artık son sahneler. Sıradanlaşmadan yazmaya yönelmek ister artık bu eller." |

