Basından
'Medya Sofa'

Gülcan Tezcan / Sanatçı 'üst kimliği' mi güldürmeyin adamı...

Medya Sofa / 17.10.2010

Başımıza ne geliyorsa balık hafızalı bir millet oluşumuzdan geliyor. Kustarica'nın kim olduğunu, neler söylediğini, Bosna Savaşı sırasında ve sonrasında nasıl Sırp milliyetçisi bir tavır aldığını ve Sırpların vahşice katliamlarını destekler açıklamalar yaptığını çabuk unuttuk.

Evet, Kustarica, Bursa'ya da davet edilmemeliydi. Gelse de aynı tepkiler gösterilmeliydi. Ne ki Bursa'daki lokal, sessiz sedasız bir festival, çoğu Bursalının bile haberi yok orada yapılan festivalden ve kimlerin gelip gittiğinden. Oysa Antalya, yıllardır Türk sinemasının kalbinin attığı ve son beş, altı yıldır uluslar arası kimliğini Hollywood starlarını da çağırarak, her türlü magazinel atraksiyonla yedi düvele duyuran bir festival. Elbette Kustarica Bursa'ya değil Antalya'ya geldiğinde olay olacak.

Festivalde filmi gösterilecek olan Semih Kaplanoğlu, Festivale katılmama kararı aldı ve gerekçesini de gayet net bir biçimde ortaya koydu. Sadece Kaplanoğlu değil, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da çok yerinde ve doğru bir tepki gösterdi ve Festival'in açılışına gitmedi. Bunun üzerine bir basın açıklaması yapan Kustarica, kendisine yönelik tepkilerden rahatsız olarak arkasına bile bakmadan Antalya'dan ayrıldı.

Emir Kustarica'nın Antalya Film Festivali'ne jüri üyesi olarak davet edilip protestolarla karşılanması ve ardından çekip gitmesi sonrası sinema çevreleri ikiye bölündü. Kustarica'nın savaş yanlısı, Sırp milliyetçisi kişiliğinden rahatsız olmayan pek çok sinemacı ve sinema yazarı nedense Kültür Bakanı ve Semih Kaplanoğlu'nun onurlu duruşunu rahatsız edici buldu. Onlara göre sanatçının eserleri ve sanatçı kişiliği bir 'üst' kimlik olarak ideolojik bakışından farklı değerlendirilmeliydi. Zannedersiniz ki Antalya Altın Portakal Festivali bunca yıldır hiç ideolojik değerlendirme yapmamış, filmlere, yönetmenlere, oyunculara hep 'sanatçı' üst kimliğiyle bakmış. Sadece tek bir örnek yeterli aslında, Altın Portakal'ın 'sanatçı' üst kimliğini mi yoksa 'ideolojiyi' mi öncelediğini hatırlamak için.

Yönetmen İsmail Güneş'in 1991 yılında çektiği Çizme filmi o yıl düzenlenen Altın Portakal Film Festivali'nde ulusal yarışmaya katıldığında filmdeki oyunculuğuyla göz dolduran rahmetli Hasan Nail Canat'a jüri en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü vermek ister. Ancak jürideki bazı isimler buna karşı çıkar. Gerekçe oldukça enteresan; çünkü Hasan Nail Canat onlara göre 'İslamcı' bir yönetmendir ve zaten film de ezan yasağının kaldırılışını konu edinmektedir. Ve o yıl Hasan Nail Canat, Antalya Film Festivali'nde ödülü hakketmiş olmasına rağmen üst kimliğine göre değil siyasi duruşuna bakılarak değerlendirildiğinden eli boş döner Festival'den. Şimdi aynı Festival'deki sinemacılar ağız birliği edip 'Siz nasıl olur da dünyaca ünlü, ödüllü bir sinemacı olan Kustarica'yı siyasi söylemleriyle değerlendirirsiniz?' diye demokrat çıkışlarda bulunuyorlar ya çok gülüyorum onlara.

O kadar demokratsanız ve insanların 'sanatçı' üst kimliğine değer veriyorsanız seneye Aida Begiç'i jüri başkanı yapın da görelim...

Bu haber defa okunmuştur.