Basından
'KitapHaber Dergisi'

A. Erkan Akay / Hasan Nail Canat'ın ilhamından çocuk romanlarına düşenler

KitapHaber Dergisi / 15.06.2023

2004 yılında Üsküdar Belediyesi Ramazan Etkinliklerinde Binali Yıldırım'ın elinden son ödülünü aldıktan sonra, Belediye'nin hatıra defterine "Bu gece çok güzel ve gizemli." yazmış ve gizemini sezdiği o gecenin sabahına karşı vefat etmiş Hasan Nail Canat.(1) İlhamla dolu dünya hayatı, ilhamın kaynağına rücu etmiş. İlhamla bağı neredeyse hiç kopmadan yaşamış desek hata etmiş olmayız. Henüz lisedeyken, arkadaşlarını bir araya getirip tiyatro oyunları sahneye koymaya başlamış. Yirmi dört yaşında çıkarttığı ilk şiir kitabından bir yıl sonra, babasının karşı çıkmasına rağmen, "Moskof Sehpası" adlı oyunla tiyatro tutkusunu profesyonelliğe taşımış. 1200 kez sahnelenen ve büyük beğeni toplayan bu oyun, Kayseri Din Görevlileri Derneğinin bir organizasyonunda sahnelenmiş ve Canat'ın babası da bu oyuna Kayseri Müftüsü tarafından davet edilmiş. Böylece babasını ikna eden ve ondan "Allah yolunda kullandığın sürece yolun açık olsun" duasını da alan Canat, bu duanın bereketini Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in sohbetlerinden aldığı feyzle birleştirerek, yolunu kalıcı çizgilerle çizmeye başlamış.(1)

"Günahkar Baba", "Dilsiz Şeytan", "Bir Avuç Ateş", "Afganistan Dramı", "Bir Demet Gençlik", "Ebabil Kuşları", "Bana Mahşeri Anlat", "Sokak Kızı Elif", "Süper Bekçi", "Mindrella", "Cimcime Tavşan", "Aynalar Yolumu Kesti" isimli eserleri, hem yazarak hem yöneterek hem de oynayarak hayata geçirdiği, ayrıca Salih Tuna'nın yazdığı "Şeytan Üssü Haber Merkezi" ve "Kara Geceler Efendim", İbrahim Sadri'nin yazdığı "Efendi Hayrettin Süperstar" ve "İnsanlar ve Soytarılar", İranlı yönetmen Muhsin Mahmelbaf'ın yazdığı "Başkasının Ölümü" ve Erkay Yavuz'un yazdığı "Demedim mi?" ve "Metropol ve Kadın" isimli tiyatro eserleri de başrol oynadığı eserler olarak kültür hazinemize dâhil olmuş.

Bağcılar, Üsküdar, Eyüp ve Elbistan'da isminin verildiği kültür merkezleri, sahneler, akademiler onun tiyatromuza verdiği emeği yaşatmakta. Aslında onu ekranlardan da tanıyor, hatırlıyoruz. "Reis Bey", "Minyeli Abdullah", "Sahibini Arayan Madalya", "Çizme", "Sürgün", "Beşinci Boyut", "Bize Nasıl Kıydınız?" ve "Gülün Bittiği Yer" adlı sinema filmleri ile "Kara Bir Gün-Süleyman Nazif", "Su Perisi Kayıklar", "İnsanlar Yaşadıkça", "Kaşağı", "Müslüman'ın 24 Saati", "Müslüman'ın 365 Günü", "Siyah Pelerinli Adam", "Hasret", "Köstekli Saat", "Camgöz", "Deli Balta-Uçurum Adası", "Evlere Şenlik", "Bizim Ev", "Ortaklar", "Şark Kahvesi", "Beyaz Savaş", "Sır Kapısı", "Deli Yürek", "Ekmek Teknesi", "Çobanın İbadeti", "Kenan'da Bir Kuyu" ve "Kalp Gözü" adlı TV dizilerinde de rol almıştı.(1)

Canat'ın Çocuk/Genç Kitapları

Canat'ın çocuk kitaplarının ortaya çıkışı ise 1980 ihtilâli sebebiyle tiyatrodan uzaklaşmasına dayanıyor. Kesilmeyen ilhamını adeta bir seri üretime çeviren sanatçının "Moskof Sehpası" adlı oyunu "Kırımlı Murat Destanı" isimli kitaba dönüşürken, "Bir Avuç Ateş" isimli kitabı "Çöküş" ismiyle sinemaya aktarılmış; "Bir Küçük Osmancık Vardı" isimli kitabı ise 100 Temel Eser arasına girmiş. "Nur Dağındaki Çocuk", "Yaralı Serçe", "Yasemen", "Gül Yarası" ve "Günahkar Baba", hepsi yirminin üzerinde, biri seksen baskı yapmış diğer çocuk kitapları ve bu kitaplar TİMAŞ İLK GENÇ baskılarıyla halen ulaşılabilir durumda. "Cimcime Tavşan" isimli piyesi ve "Yalnızlar Rıhtımı" adlı şiir kitabı da cabası. Ve ilginçtir, Canat'ın bir de kayıp kitabı bulunuyor. Ölmeden önce bir yayıncıya teslim ettiği "Kiralık Zindan" dosyayından hiç haber alınamamış.(1)

Canat'ın, bugünden bakıldığında nostaljik ve ideolojik görünen hikâyeleri aslında onun çocukluk ve gençliğine tekabül eden dönemlerin var olma, tutunma çabasını yansıtıyor. Bolşevik İhtilali'nden itibaren Müslümanların yaşadığı geniş coğrafyada en büyük ve yakın tehdit hâline gelen Rus baskısı ve bu baskıya karşı gösterilen direnç, kitaplarında önemli yer bulmuş. Mesajı da dili de oldukça açık ve olay odaklı. "Kırımlı Murat Destanı" adlı eserinde, ailesini Rus zulmüne kurban veren Kırımlı Murat'ın, "Nur Dağındaki Çocuk" adlı eserinde ise Afganistan'da Ruslara karşı mücahitlerin safında yer alan Kerim'in acıklı ama acıklı olduğundan fazla direniş, azim, özgüven, ümit unsurlarını işleyen maceralarını okuyoruz. Kerim ve Murat'ın, aile fertlerini kaybetmek, esir düşmek, tutsak edilmek, çarpışmalarda öne çıkarak kahraman, hatta efsane olmak gibi ortak noktaları var. Hikâyelerde tekraren karşılaştığımız bir diğer çatışma unsuru da rahata ermek için baskıcı yönetime boyun eğip milletine ihanet edenler. Bu hikâyeler her yönüyle günün gencine tatmadığı bir acıyı, sınanmadığı bir derdi hissettirmeyi hedefliyor: Yönetimi başkalarının elinde olan bir vatanda yaşamaya çalışmak! O vatanda aileden ayrı düşmek. Kaçınılmaz bir mücadelenin parçası olmak. Tabii toy kahramanlarımız için bu sert mücadeleyi mümkün kılan bir dayanışma ve inanç birliği göndergesi de hikâyelerin merkezinde yer alıyor. "Yaralı Serçe", "Nur Dağındaki Çocuk" hikâyesinin kaldığı yerden başlıyor. İlk kitapta Küçük Mücahit olarak da anılan Kerim'in bir diğer lakabı olan "Yaralı Serçe" ikinci kitabın ismi olmuş. Babasını şehit veren Kerim'in dağlardaki mücadelesi devam ediyor. Yıldırım Reis'le birlikte kahramanlıklarını katmerliyor, köy köy, kasaba kasaba nice mazlumun kurtarıcısı, yardımcısı oluyorlar. Yazar, bu tip açık ideoloji güden eserlerde işlevli olan tanrı anlatıcı rolünü bu iki kitabın büyük kısmında Kerim karakterine bırakmış ve böylece okurun kendisini karakterle özdeşleştirmesini kolaylaştırmış. Kerim'in kendi kahramanlıklarını anlatırken birçok kez tevazu gösterdiği, başarıdan büyük payı kendisine yol gösterenlere verdiği dikkat çekiyor. Kitabın sonuna bakılırsa, yazarın ömrü vefa etseymiş bu hikâye muhtemelen üçüncü bir kitapla devam edecekmiş. Bu kitapların, önce imkânsızlıkları ama daha da önemlisi ataleti bertaraf etmek isteyen kahramanları, her daim çareyi başka birilerinden bekleyenleri harekete geçirmek niyeti taşıyorlar. Yazarın hayat felsefesi ve okurundan istediği de bu; bildiğiyle, öğrendiğiyle, talim ettiğiyle, sorumluluğuna uygun ve tavizsiz şekilde amel etmesi. Seçimlerine hükmetmesi.

"Günahkar Baba" isimli kitabında da yine genç ve cesur bir kahramanın bu kez İstanbul'da mafyaya karşı verdiği bir mücadeleyi okuyoruz. "Okuyoruz" yerine "izliyoruz" diyebileceğim, sanırım yazarın televizyon ve sinema tecrübelerine alt yapı oluşturan, senaryovari bir metin. Hikâye, işinde sergilediği doğruluk, dürüstlük ve değerlerine bağlılık ile göze giren bir Mustafa ile onunla aynı değerleri paylaşmayan bir patron ekseninde ilerliyor. Mustafa, patronunun oğlu ile kurduğu sağlam bağa da dayanarak onları kirli işlerininden uzaklaştıracakken, patronunun bu işlerinden nemalanan ortakları tarafından bir iftiraya uğruyor. Hem bu iftiranın izinden kurtulmak isteyen hem de doğru bir yol tutma ihtimali olan Osman Bey ve oğlu Sırrı'yı kaybetmek istemeyen Mustafa, tehlikeli insanlarla hesaplaşmak, olayları açıklığa kavuşturmak zorunda kalıyor ve işler git gide sarpa sarıyor. Son tahlilde Mustafa'nın en büyük dayanağı, ilkeleri ve temiz kalmaktaki kararlılığı oluyor. Diğer eserlerde olduğu gibi bu eserde de tevekkül kavramı vurgulanıyor. Yetim Mustafa ile Öksüz Sırrı'nın dostluğu işleniyor. Anneye ve babaya bağlılık öğütleri veriliyor. Diğer yandan çatışma unsurlarının çözümünde her ne kadar kahramanın aklî ve manevî şahsiyeti öncelense de zaman zaman silaha başvurulması, günün şartlarında olumsuz sonuçlarını gördüğümüz bir mesaj üretiyor.

Canat'ın "Bir Küçük Osmancık Vardı" isimli romanında, bir köşke giren hırsızların, elleri boş çıkmamak için ani bir kararla kaçırdığı bebek Osman'ın hayat hikâyesi konu alınmış. Fidye operasyonları da başarısız olan hırsızlar Osman'ı bir barakada yalnız bıraktıktan sonra yakalanıyorlar ve ailesinin bir daha haber alamadığı Osman, onu bulanlar vesilesiyle başka bir şehirde başka bir annenin kanatları altında büyüyor. Osman büyüyüp serpildikçe birilerinin onu geri isteyeceğinden korkan analığı Osman'ı da alıp İstanbul'a yerleşiyor ve tevafuklar silsilesi devreye giriyor. İstanbullun eleğinden geçen, acılarla olduğu kadar merhametle de yoğrulan Osman hak ettiği bir sonla asıl ailesine kavuşuyor. İhanet, özlem, sabır kavramlarının ağırlığını hissettiğimiz hikâyede iyiliğin ve kötülüğün her hâlükârda karşılık bulacağına dair belirgin bir gönderme mevcut.

"Bir Avuç Ateş" adlı eserinde Canat, benzer mesajlarını bir ailenin mafyayla mücadelesi çerçevesinde iletiyor. Diğer kitaplardan farklı olarak bu hikâyede ailenin bir arada olduğunu ancak karşıt karakterin de aile içinde olduğunu görüyoruz. Abdullah Bey, hasta karısı ve küçük oğlu Mehmet olumlu karakterler olarak, evlerini satın almak isteyen mafyayla mücadele ederken evin büyük oğlu Kenan ise içki, kumar ve eğlenceye düşkün hayatı ve kendilerine olan borçları nedeniyle mafyanın dümen suyuna girmiş durumda. Evi satması için babasını ikna etmeye çalışan kötü evlat rolünde. Bu hikâye diğerleri kadar girift kurgulanamamış ve sanki biraz aceleye gelmiş gibi görünüyor. Bir diğer ihtimal de hikâyenin bazı bölümlerinin metinden çıkartılmış olması. Çünkü bazı bölümlerdeki çatışmalar oldukça hızlı ve basit şekilde sonuca bağlanmış. Diğer kitapların ortak noktası olan aile bireyi kaybı, bu defa huzurlu bir ölüm olarak bu hikâyenin mutlu sonuna iliştirilmiş ama yine atlanmamış. Israrla korunan bu yapı yazarın hayatındaki benzer ve onulmaz bir acının yansıması olabilir.

"Yasemen" bir savrulma hikâyesi. Kumar kapanındaki babayla çileli bir hayattan usanmış annenin geçimsizliği arasında kaybolan, yolu kendi evi olmayan iki ayrı eve düşen ve çocukluktan gençliğe bu evlerde geçen Yasemen'in hikâyesi. Hikâyede Yasemen kadar anne ve babasının hayat yolculukları da işleniyor. Yasemen'in çok sevdiği babası Ömer önce kendi hayatını bir düzene sokup tövbekâr oluyor ve sonra, kendisi gibi yanlışlarından pişman olan karısı Fatma'yı tekrar yanına alarak yıllar sonra birlikte Yasemen'i aramaya koyuluyorlar. Onlar başarılı olamıyorlar ama karşılaştığı zorlukların üstesinden Allah'ın yardımıyla gelen Yasemen, evlilik çağına gelmiş ve evlenme kararı almış bir genç kız olarak, hasbelkader anne babasının karşısına çıkıyor. Yazar bu eserin mutlu sonuna çok tatlı bir dokunuş yapmış.

Görüldüğü üzere Canat'ın çocuk romanlarının ortak bir çerçevesi ve dili var. Olaylar aile, gurbet, yetimlik, öksüzlük, vatan, memleket, din birliği, millî ve manevî duygular ekseninde gelişiyor. İyiliğin övüldüğünü, kötülüğün yerildiğini, iyilik timsali kahramanların en zorlu anlardan dış etkenlerin de yardımıyla feraha çıktığını görüyoruz. Yazar mesajını açık, hatta kimi bölümlerde didaktik denebilecek bir dille vermekten kaçınmamış. Kemalettin Tuğcu'ya yöneltilen fazlaca acındırma eleştirisinin bir benzeri Canat'ın hikâyelerindeki savaş ve mafya unsurlarına yöneltilebilir. Ancak bu, eserlerin içeriğinden çok günümüz dizi ve sinema sektörlerindeki olumsuzluklar nedeniyle ebeveynde oluşan hassasiyetin bir sonucu olacaktır. Eserlerin yazıldığı dönemi göz önünde bulundurduğumuzda kırk yıl dolayında bir dönem farkı ile karşılaşmaktayız ki bu, çocuk edebiyatının dünyadaki gelişiminde dahi uzun bir süreçtir. Diğer yandan Canat'ın ilgili bölümlerde dehşet dengesini yerine göre çocuk, yerine göre genç seviyesinde tutmaya özen gösterdiğini, dikkatli davrandığını da söylemek gerekir. Kitapların kapak tasarımları nostaljik ve içeriğe kıyasla yumuşak görünmektedir. Tamamı yirminin üzerinde baskı yapmış romanlarda göz ardı edilebilir dizgi hataları halen mevcuttur.

KAYNAKÇA

(1) Hasan Nail Canat. Erişim: 25-26 Ocak 2023. https://www.hasannailcanat.com/anasayfa.html

(2) Canat, H. N. (2022) Kırımlı Murat destanı. İstanbul: Timaş Yayınları

(3) Canat, H. N. (2022) Nur dağındaki çocuk. İstanbul: Timaş Yayınları

(4) Canat, H. N. (2022) Yaralı serçe. İstanbul: Timaş Yayınları

(3) Canat, H. N. (2022) Günahkar Baba. İstanbul: Timaş Yayınları

(3) Canat, H. N. (2021) Bir avuç ateş. İstanbul: Timaş Yayınları

(3) Canat, H. N. (2022) Yasemen. İstanbul: Timaş Yayınları

Kaynak: KitapHaber Dergisi
Bu haber defa okunmuştur.