Basından
'Haber Vakti'

Necip Fazıl Kısakürek, Hasan Nail Canat ve Sakarya Türküsü

Haber Vakti / 18.10.2011

2004 yılında aramızdan ayrılan merhum şair, yazar ve tiyatrocu Hasan Nail Canat'ın oğlu Mehmet Safa Canat, babasının sanat hayatına ve sanat anlayışına dair duygu ve düşüncelerini bizlerle paylaştı.

Hasan Nail Canat'ın Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in yakın dostlarından ve sohbetlerinden istifade eden birisi olduğunu belirten, Üstad Necip Fazıl Kısakürek-Hasan Nail Canat ve Sakarya Türküsü üçgeninin manevi bağına hayranlığını ifade ederek sözlerine başlayan Mehmet Safa Canat; "Milli şef döneminden itibaren taşlaştırılmış, sindirilmiş, uyuşturulmuş masum Anadolu'nun yorgun saf insanlarını uyandırmak, kendine getirmek için birilerinin bu göreve talip olması lazımdı. Şöhret için değil, menfaat için değil, sadece ve sadece Allah rızası için, davası için, vatanı için, milleti için... İşte babam Hasan Nail Canat da bu göreve talip olan kişilerden biriydi."

"Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu."

"Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Sakarya Türküsü'ndeki Sakarya nehriyle kendisini özdeşleştiren Hasan Nail Canat, memleketine hasret, ailesine hasret, Anadolu yollarında 'Milli tiyatro nasıl olur?' diyenlere , 'İşte böyle olur' dercesine 42 yıl mücadele verdi. Romanlar yazdı, dini ve ahlaki mesaj içerikli birçok filmde rol aldı, tiyatro hocalığı yaptı. Yüzlerce muhafazakâr çizgileri olan oyuncu yetiştirdi. Komünizm sevdalılarına inat, Avrupa özentisiyle milli ve manevi değerlerini hiçe sayanlara inat, hatta ve hatta minder Müslümanlarına inat."

"Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?"

"Ve Hasan Nail Canat bir kuş misali binbir başlı kartalı taşıma pahasına da olsa köy köy, nâhiye nâhiye dolaşıyor, sahnelerden haykırıyor, uyuyan aslan Anadolu'yu uyandırmaya çalışıyordu."

"O yıllarda Hasan Nail Canat ve arkadaşları, ben de dâhil tiyatro yapmanın 'gavur icadı' diye tepki topladığı dönemlerin, o zor şartlarında, tiyatro yapmaya çalışıyorduk. Anadolu'yu karış karış geziyor, oyunlar sahneliyorduk."

"O acıyı yüreğinde hissedenlerden biri de Şevki Yılmaz Hocamızdı. Şevki Yılmaz Hocam, Ege'yi gezerken biz Karadeniz'deydik. Şevki Yılmaz Hocam, Doğu'da iken biz Akdeniz'deydik. Kolay mı? Osmanlı torunlarını uyutanların şerrinden korunarak insanlığı uyandırmak...

Şevki Yılmaz Hocam bir konferansında haykırıyor; 'Ne olur, beni on dakika canlı yayında konuşturun. Sonra isterseniz idam edin.' Konuşturmadılar, yürekleri yetmedi. Ama Şevki Yılmaz Hoca da o yüreksizlere inat felç geçirme riski taşımasına rağmen, doktorunun 'Şevki Hoca, sen hiçbir yere kımıldamadan istirahat etmek zorundasın' demesine rağmen 'Dilim felç oluncaya kadar bu mücadeleme devam edeceğim' diyerek binbir başlı kartalı taşımayı vazife edinmiş kanarya misali, Türkiye'yi adım adım gezen mücahitlerden biriydi. Allah ondan razı olsun."

"Şevki Yılmaz Hocamızın Hasan Nail Canat'ın tiyatro çalışmalarına dair söylediği sözlerde de belirttiği gibi; 'Ne sahneler ama... Malzeme yok, ekipman yok, ses düzeni yok! Ne tiyatro ama! Olan tek bir sermayesi var... İhlas!'"

"Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?"

O zor yıllar...

Hasan Nail Canat'ın anlaşılamadığı, hatta en yakın dostlarının dahi tiyatroya 'soytarılık' gözüyle 'boş işler' dendiği dönemde 'tiyatro' yapmak...

İl ve ilçelerde, sağ-sol davasının ayyuka çıktığı dönemlerde, silahların konuştuğu, yolların kesildiği, at izi ile it izinin karışık olduğu günlerde sanatından taviz vermeden, halkına ihanet etmeden 'Allah' için 'sanat' yapmak düsturuyla yola çıkmak...

Ve bunu başarmak...

Başardığını da görmek için 42 yıl yılmadan, yüksünmeden o yükü taşımak...

Ve bugün Hasan Nail Canat'lar mecliste...
Ve bugün Hasan Nail Canat'lar sahnelerde...
Ve bugün Hasan Nail Canat'lar güzel sanatlarda...

Eğer bugün tarih yazılıyorsa Hasan Nail Canat'lar sayesinde Hasan Nail Canat'lar yazıyor."

"Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur."

"Hasan Nail Canat her tiyatro oyunundan sonra sanki bir görevi daha sonlandırmış olmanın sevinciyle, seyircinin de coşkusuyla Sakarya Türküsü'nü okur ve sahneden inerdi.

Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in 'Sakarya Türküsü' için 'Ben yazdım, Hasan Nail okudu' sözüne babam Hasan Nail Canat mazhar olmuştur.

Babamın bugün sevgiyle, saygıyla, rahmetle, şükranla yâd edilmesinde ve özlenen bir gönül insanı olmasında hiç şüphesiz ki Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in de büyük payı var. Ben hem Üstad Necip Fazıl Kısakürek'e hem de merhum babam Hasan Nail Canat'a sonsuz rahmetler niyaz ediyorum."

Bu haber defa okunmuştur.