Hasan Nail Canat'la sohbet
Divit Sanat Dergisi / 01.04.1995
Benimle birlikte bütün sizi tanıyanlar çıraklık okuluyla başlayan hayatınızın kültürel cephesini merak ediyorlardı. Ana hatlarıyla nasıl özetlersiniz bunu?
Resmi adıyla Askeri Orta Sanat Okulu olan çırak okulunda sanat ve edebiyata karşı büyük bir ilgi başladı bende. Mensubu bulunduğum Büyük Doğu Camia'sının olgunlaştırdığı sorumluluk duygusu ve bana kazandırdığı seviyeleri farketme özelliği, sanat ve edebiyat sahasında istikrarlı ilk adımlarının başlıca sebepleridir.
Konservatuarı hedefleyerek ortaokulu hariçten bitirip Akşam Lisesi'ne girdim ama özel şartlarım ne okumama ne de sanat yapmama müsaade edemiyordu. Bense inançlarım doğrultusunda sanat yapmak için hayatımı ortaya koymaya hazırdım. Duygumlarım da mantığım da her şeyi bir kenara bırakıp yalnızca sanat ve edebiyatla ilgilenmemi istiyorlardı.
1966 Kayseri Güzel Sanatlar Topluluğu ile turne, 1967 Altın Sahne Topluluğu'nu kuruşum, 1968 İstanbul Fikir Sahnesi'nde Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Sultan Abdulhamit adlı oyunun sahneye konulmasında asistanlık, 1969 Hilal Sahnesi'ni kuruşum ve bini aşkın oynadığımız Moskof Sehpası'nı sahneye koyuşum, sonra peş peşe Günahkâr Baba, Dilsiz Şeytan, Bir Avuç Ateş oyunları. Başka gruplarda misafir oyunculuk, 1979 Afganistan Dramı, 1980 ihtilal ve iki yıllık, önce şaşkınlık sonra toparlanıp kendimi yenilemem. Romancılığım 1983, sinema oyunculuğum 1984'de başlar. 1984 Çağrı Sahnesi'nde misafir oyuncu, 1985 Genç Adam Sahnesi'ni kuruşum, 1988 Birlik Sahnesi'nin kuruluşu yapılan, her işin yarısına sahip olduğum 3 yıl. 1991 Adım Sanat Evi'ni kuruşum ve aynı müessese ile ve kendi yazdığım Bir Demet Gençlik ile bugüne gelişim kültür hayatımın kilometre taşlarıdır.
Önce şiir sonra çeşitli türde çalışmalar, çocuk kitapları v.s. Şimdi ise tiyatro ve sinema. Böylesine geniş yelpazede dolaşmak ne tür endişe ve ihtiyaçtan kaynaklanıyor? Bütün bu dallarda küçümsenmeyecek başarının sırrı nedir?
Ben neyle uğraşırsam uğraşayım tiyatro yaparım. Sinema oyunculuğunu yüzümün daha çok tanınması ve yaptığım tiyatroya daha çok seyircinin gelmesi için yaptım. Ama tiyatroya gösterdiğim inançlarımdan kaynaklanan titizliği sinemeda da gösterdim. Romanlarımın hikayesi ise enteresan ve komik sebeplerle başladı. Bir yapımcının ısrarla istediği ilk çocuk romanını yazarsam biriken 6 aylık ev kiramı verebilecektim. Yazdım ve bu yükten kurtuldum. İlk romanım beklemediğim ilgiyi gördü. Bu ilgi diğerlerini getirdi. Küçümsenmeyecek başarılarımın sırrını yaptığım her işi ciddiye almama bağlarım. Gerek tiyatroda gerek sinemada olsun, kendime askeri bir disiplin uygularım.
Böylesine çok yönlü bir kişilik içinde hangi yanınızın ön planda tutulmasını istersiniz acaba?
Tiyatro benim için her zaman birinci işim veya sürekli işim olarak ön plana çıkmıştır. Belki de tiyatroyla başlamamın fonksiyonu bunda büyüktür. Ben özel bir hatıra dinlerken, bir film seyrederken veya bana tesir eden bir olaya şahid olunca, bunları hemen hayalimdeki sahneye koyar, oyunlaştırır, kendi rolümü seçer, mesajımı yerleştirir ve oynarım. Sanki hayal dünyam tiyatromun araştırma bölümü gibi çalışır.
Milli sanatın tiyatro ve sinema açısından bugünkü geldiği noktayı piyasa ve kalite yönünden nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sinema ve tiyatro çok ciddi iki meslek dalıdır. Hep yan yana anılsalar da ayrı iki uzmanlık alanıdır. Ve her birinin dünya çapında bilgi ve tecrübe dağarcıkları vardır. Türkiye'de bu iki olayda milletin inançlarını, folklörünü, kültürünü hatta görsel birikimlerini kâle alınmadan geliştirilmiş ve günümüze getirilmiştir. Yakın zamana kadar ülkemizde görülen sinema ve tiyatro olayları milli olma özelliğinden çok uzakta gelişmiştir. Şu anda ise hem sinemayla hem tiyatromuzla henüz bir varlık gösterebilmiş değiliz. Çok pahalıya mâl olan sinema ve tiyatronun yatırım gücü sanatçının eline geçmediği sürece de bunu mümkün görmüyorum.
Sanatsal faaliyetleri organize etmek, maddi ve manevi desteklemek ve sanatçıya layık olduğu değeri vermek yalnız malum bir partinin tarihi fonksiyonunda mevcuttu. Bizim onların ne iktidarından ne de muhalefetinden kendi adımıza bir beklentimiz yoktur. Ama son zamanlarda Yozgat Belediyesi, Konya Belediyesi sanatçıyı doğru yönde destekleme tavrı içine girdi. Önemli olan bu festivallerin yaygınlaşması, oyunların ve filmlerin festivale hazırlık maksadıyla yapımcılarını kaliteye yönlendireceğine inanıyorum.
Özel televizyon girişimlerinde yerimizi almamız tarihi sorumluluğumuzdur. Günümüzde ülkemiz için fazla diyebileceğimiz kanal sayısı yarın iki katına çıkacaktır. Bu kanalların tamamı milli olmaktan uzak ve yetişen nesli milletine yabancılaştırıcı kültür ve ahlak anlayışında çok etkili olarak beraberinde getirmektedir. Özel televizyon kanalı konusunda geç kalmamız, yıllar sonra kurulacak televizyon kanalına seyirci bulamamamız demektir. Endişe edilen iki önemli konu vardır. Ekonomik Güç ve Teknik Kadro. Ben cemaatin ekonomik olarak bu güçlüğü yeneceğine inanıyorum. Kadro derseniz bugün bir özel televizyonun hem de her gece kırmızı noktalı programlar yayınlayan bir özel televizyonun kadrosunda onlarca namaz kılan eleman vardır. Hem bu insanları içinde bulundukları ekonomik bağımlılığın getirdiği çelişki ve zulümden kurtarabiliriz.
Milli sinemanın evrensel planda da ses getireceği inancı yaygınlaşıyor. Sizce şimdiki yapı (teknik v.s.) ile bu cepheden hangi tür faaliyet ve beklentiler hakkımızdır?
Milli sinemada evrensel planda ses getirme inancında olan yönetmenlerimiz, yapımcılarımız önce Yeşilçam'ın Osmanlı tarihine benzeyen tarihi gelişimini ve yıkılışını çok iyi incelemeleri gerekiyor. Her ne kadar soylu ve evrensel bir ideolojinin mümessilleri de olsalar nefsi yönlenmeler ve seyirci yönlendirmeleri gibi tehlikelerle burun buruna yaşamaktadırlar. Bizde kurulan her firma çap olarak küçük fakat kalite olarak en üstün seviyeden başlamak zorundadır. Bugünkü durumumuz büyük çaplı yapımları sürekli taşıma gücünden uzaktır.
Röportaj: Selim Tunçbilek
Kaynak: Divit Sanat Dergisi |